En başarılı F1 pilotları
En başarılı F1 pilotları

Leonidis ve Süleymanoğlu: Halter sporunu Türkiye'de patlatan, Time dergisine kapak olan Naim ve on yıl nereyse her yarışmada ezeli bir rekabet içinde olduğu Yunanlı Leonidis. Naim bu on yıl içerisinde Leonidis'e hiçbir büyük organizasyonda altın madalya kaptırmadı ve Türkiye'nin gururu oldu. Ya Leonidis? Bu sporcu ülkesi icin veya yarın çocuklarına gösterebileceği bir olimpiyat altını alamadan bu arenadan kopup gitti. Halbuki çok değil aralarında 3-5 yaş fark olsaydı Leonidis, Süleymanoğlu gibi dünyanın gelmiş geçmiş en büyük haltercilerinden biriyle karşılaşmayacak, karşılaştığı her turnuvada ona 1-2 kilo farkla geçilmeyecek belki de daha kuvvetli bir dünya lobisi olan Yunanistan'ın bir sporcusu olması nedeniyle "en iyi" ilan edilebilecekti. Leonidis gerçekten çok başarılı bir sporcuydu tek şanssızlığı Naim'le aynı zamanda arenaya çıkmasıydı.

Formula pilotları için de çok benzer durumlar olduğunu söyleyebiliriz. Hatta burada tüm pilotların arası çok yakın. Nasıl yani? Schumacher ile Lehto aynı mıydı diyenler tabii ki olacaktır. Cevap hayır ama aradaki farklar daha yakın. Naim’le Leonidis’ten sonra üçüncü olanı hatırlayan var mı? Bunu daha iyi anlatabilmek için şöyle bir durum tespiti ve empati yapmaya çalışalım. Bu büyülü dünyada doğal olarak en gelişmiş teknoloji var, strateji var, para var, şöhret var ama en önemlisi insanlar var. Bu "creme de la creme" pilotların dünyanın en iyi otomobil kullanan kişileri olduğu konusunda en ufak bir şüpheniz varsa (Ricardo Rosset dahil!) hemen kendinize şu testi uygulayın: Evinizdeki divana oturun, sırtınızı normalde kolunuzu dayadığınız kısma dayayın, ayaklarınızı diğer kolçağa doğru uzatın, dizlerinizin altına bir küçük minder koyun. Şimdi kollarınızı omuzlarınızdan daha geniş olmayacak şekilde ileri uzatın ve ayaklarınızı gaz ve frene basar gibi oynatmaya başlayın. Bu hareketi yaklaşık 100 dakika içinde 7500 ila 12000 kez arası yaparken televizyon seyretmeye çalışın. Bu herhangi bir program olabilir. Eğer televizyondaki programı gerçekten takip edebiliyorsanız, ikinci aşamaya geçtiniz. Şimdi şunu hayal edin: Üzerinizde yanmaz yarış tulumu, ensenizde bir sert plastik aparat, ve başınızda 800 gram ağırlığında bir kaskla 700 beygir güç üreten, 1.2 saniyede 100 km/s hıza çıkan ve bu hızla giderken 18 metre içinde durabilen bir araçta 100 dakika tam konsantrasyon halinde bir yandan ortalama (maksimum değil, ortalama) 170-220 km/s arasında gideceksiniz; bu arada rakiplerinizi izleyeceksiniz, otomobilinizi dinleyeceksiniz, pit alanından gösterilen işaretleri okuyacaksınız, bayrakla verilen işaretlere dikkat edeceksiniz ve takım direktörünün telsizle vereceği bilgi ve talimatları dinleyeceksiniz, hatta sorularına cevap vereceksiniz. İşte bunları yüzde 99 oranında yapanların yarışamadığı yarışlara kısaca Formula 1 deniliyor ve bu arenaya çıkmak için çok küçük yaşlardan itibaren hazırlanılıyor.



Bu yazıyı hazırlarken bir zamanlar Türkiye'de otomobil reklamlarında referans olarak gösterilen İngiliz bir derginin eski sayılarından birinde, Formula 1’de bir ara en iyi sıralama zamanının yüzde 107'sinden daha yavaş kalmamak için yırtınan Ricardo Rosset dolayısıyla kaleme alınan ve onun da aralarına konulduğu gelmiş geçmiş en kötü Formula pilotları hakkında yazılan bir makale bu yazının biraz değişmesine sebep oldu. Çünkü bu yazı bizim "futbol spikerlerinin" iki Avrupalı takım arasında bile taraf tuttuklari veya yarış spikerlerinin televizyonda yayınlanan Formula 1 Yarışları'nda Program Sponsoru'nun lastiklerini kullanan otomobilleri koruması gibi taraflı ve daha da kötüsü küstahlığa yaklaşan bir alaycılık taşıyordu.

Bu yazıyı sıradan bir şekilde okuyunca inanmamak elde değil; ancak biraz daha bilgilerinizi yoklayarak tarttığınızda bu saldırganlığın sevimsiz bir şekil aldığını da görüyorsunuz. Örneğin, En kötü 10'a giren sürücülerin arasında bir İngiliz bile yok. Bunu tesadüfe veya kötü İngiliz pilot olmamasına bağlamak en azından saflık olur. Çünkü motorsporlarına en ciddi katkılarda bulunduğu bilinen, en iyi hazırlayıcıları yetiştirmiş, 58 yıllık Formula 1 tarihinde 10 şampiyon sürücü ve 30 şampiyon takım çıkarmış bir ülkenin her yıl bu arenaya kaç takım çıkardığını; kaç yönetici, sponsor veya kaç pilot öne sürdüğünü düşününce bunun imkansız olduğunu görüyoruz. Yani bunların arasında bu en kötü ona girecek hiç mi sürücü yok? Elbette var; ancak bunun bir İngiliz dergisi tarafından yazılmasını beklemek de saflık olur. Zaten başta bizim TV spikerlerine dokundurduğumuz taraflılık damgasını en başta Avrupalılara vurmak gerektiğini de yıllardır örnekleriyle öğrenip duruyoruz. Mesela bir Türk takımı bir Alman takımını yenerse bu İngiliz basınında sitayişle anılıyor ama Trabzonspor'un zamanında yaptığı gibi en kuvvetli zamanında Liverpool'u 1-0 da olsa yenerseniz aynı İngiliz basınında maçı sönük topla oynattığınıza kadar varan komik bahanelerle karşılaşabiliyorsunuz.



Neyse biz Formula 1'e dönelim. Formula 1 dediğimiz lig de bizim Türkiye Süper Ligi'ne benziyor. 3+1 büyükler ve figüranlar. Diğerlerinin de arada bir parlayıp birkaç kez heyecan yarattığı; ancak genelde aynı takım ve kişilerin kazandığı bir maraton. Takımların şampiyonluk sayılarına bakınca bunun gerçek olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. 1958'den beri konulan Takımlar Şampiyonası'nda Williams (9), Ferrari (16), Lotus (5), Mc Laren (8), Brabham (3), Benetton (2), Cooper (2), Tyrell (2), Renault (2), Wanwall (1), Matra (1) ve BRM (1) kez bu arenadan galip çıkmışlar. Sürücüler konusunda durum biraz farklı; 58 yıl içinde 26 ayrı sürücü şampiyonluk ünvanını ele geçirmiş kimi bir kaç kez, kimi bir kez; ama takım sayısı görüldüğü gibi sadece 12. Yani bu yarışta atlar jokeylerden biraz daha önemli gözüküyor.

İstatistiklere üstten bakınca öyle; ama dikkat! İstatistikler yalan söyleyebilir. Örneğin Juan Manuel Fangio 5 kez dünya şampiyonu olmuş; ancak bunu 4 ayrı markayla basarmış. Yani Fangio için at farketmiyormuş denilebilir. Schumi 7 şampiyonluk 2 takım, “Profesör” Alain Prost başka bir örnek; 4 şampiyonluk, 2 marka. Niki Lauda 3 şampiyonluk 2 marka. Peki hangi pilot en çok puanı toplamış, hangi pilot en çok pole pozisyonu almış veya en hızlı turları atmış? Tüm bu verileri her pilot için toplayıp bir karşılaştırma tablosu yaparak şu büyük soruya cevap aramak istedik: Gelmiş geçmiş en iyi pilot kimdi ? Zor bir soru ve cevabının bulunması ancak gerçekten tarafsız olmaya ve kriterlerin iyi saptanmasına bağlı. Peki tarafsız olabilir miyiz? Şimdilik evet. Neden derseniz en azından Türkiye'nin (Orta Asya'dan akrabalarımız Finlileri saymazsak) burada yarışan bir takımı veya pilotu yok (henüz). Bizler de Formula 1'in bir spor olduğunu ve sporun genel amaçlarını asla unutmamaya çalışan bir grup otomobil sever olarak hit yorum değil araştırma yapıyoruz. Bu yüzdendir ki bu yazı Leonidis'i kredilendirerek başladı.

‘En büyük kim?’ sorusunu cevaplandırmak en azından kesin olarak cevaplandırmak çok zor. Bu yüzden mümkün olduğunca elle tutulur, kağıt üzerinde belgelenmiş veya belgelenebilir bazı gerçekleri kriter olarak almaya ve bunları en adil şekilde rakamsal veriler haline getirmeye çalıştık. Bugüne kadar bu arenada yüzlerce pilotun savaştığını ve onbinlerce veriden yola çıkmamız gerektiğini düşününce bir eleme sisteminin şart olduğunu düşündük ve bunun için şöyle bir şartla başladık.



Bu istatistikler sadece 1950-2008 arasındaki Formula 1 yarışları içinden seçildi. Yani Indycar veya Nascar veya F3 gibi yarışlar değerlendirme dışı tutuldu. Böylece Fittipaldi, Mansell ve Villeneuve gibi her iki organizasyonda veya Mario Andretti ile Jim Clark gibi bir kaçında zirveye varmış pilotlara biraz haksızlık yapıldı; ancak öncelikli konumuzun Formula 1 olması ve şu an ülkemizdeki yarışseverler ve otomobil meraklılarının bu organizasyona daha yakın olması, ayrıca dünyada da bu organizasyonun daha önde tutulması nedeniyle bu seçimin doğru olduğunu sanıyoruz. Ayrıca değerlendirme yapılırken pilotların en az bir defa Formula 1 Dünya Şampiyonluğu'nu kazanmış olmalarını da eleme şartlarından biri yaparak sayıyı 25 pilota indirmeyi başardık.

Böylece Ronnie Peterson, Gerhard Berger, Stirling Moss veya Gilles Villeneuve bu isimlerin arasına giremediler. Özellikle Mille Miglia yarışının unutulmaz rekortmeni Moss ve Enzo Ferrari’nin bir numaralı “evladı” unutulmaz Gilles Villeneuve’ü düşününce bu da adalet mi derseniz haklısınız; ama eski tip patronların çok sevdiği laflar vardı, hani tam masalarının arkalarındaki duvara asarlardı. Bir tanesi şöyledir: "Nihayette kimse yolda karşılaştığınız fırtınalarla değil, gemiyi limana sağ salim getirip getirmediğinizle ilgilenir..." Biz de öyle yaptık. Adil olmayan hayat; biz değil. Başka nelere baktık? Kaç start, kaç galibiyet alındığına baktık; bu oran haliyle çok önemli. Kaç kez pole pozisyon alındığına baktık çünkü bugün sığanlar ve gittikçe geçişi zorlaştıran pistlerde, bazen saçma sapan nedenlerle alınan komik kararlarla heyecana limon sıkarak eşitlenen otomobiller dolayısıyla pilotun tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir alan olan sıralama turlarında alınan neticeler çok önemli; eskiden tam can pazarı olduğu için daha da önemli. Yarışlar sonunda kimin en hızlı tur zamanı yaptığını, duble veya üçlü yaptığını, yani pole artı kazanma veya pole kazanma ve en hızlı tur yaptıklarını inceledik ve sürücülerin kaç kez podyuma çıktığına baktık. Yarışı bitirme oranlarına da baktık. Evet bir pilotun otomobilini koruması önemli ama özellikle şampiyon pilotların çoğunun kalmalarının teknik arıza olduğunu da görünce acaba bu maçlar 11-11 oynansa ne olurdu deyip o oranlara da baktık. Otomobilini sadece kullananlarla, otomobilinin teknik olarak gelişmesine katkıda bulunanları ayırmak için bir teknik katkı puanı koymak istedik; ama bunda özellikle eski pilotlarda verilerimiz yetersiz olduğu için vazgeçtik. Halbuki bir Schumacher'in veya bir Damon Hill'in bu konuda olağanüstü yetenekli olduklarını Senna'nın tüm teknik detaylara vakıf olduğunu biliyoruz. (Honda ilk Japon süper otomobili NSX otomobilin tüm şasi ayarlarını Senna’ya yaptırmıştı). Ama objektiviteyi mümkün olduğu kadar korumak adına bu kriteri dışarıda bıraktık.


Böylece elimize belli birer puan bırakan bazı rakamlar ve bu rakamların oluşturduğu tablo çıktı. Tabloda bir çok alt kategoride elde edilen yüzdeler var ki bunlarda çıkan neticeler eşit şartlarda değerlendirildiği için önemli. Bu tabloya göre sıralamanın başına tahmin edilebileceği gibi Michael Schumacher rahatlıkla oturuyor. Zaten kırılmadık rekor bırakmayan biri için de sürpriz değil. Onu takip eden efsanevi sürücü Arjantinli Juan Manuel Fangio ise katıldığı sezonlar içinde en yüksek şampiyonluk oranı ile öne çıkıyor. Bu pek sürpriz bir sonuç değil çünkü Schumacher öncesi periodda Fangio bir çok otoriteye göre gerçekten dünyanın en yetenekli pilotu olarak kabul ediliyordu. Ama sıralamada bu ikisinin hemen altında milim farkla gelen iki isim ise çoğumuzun ve dünyada milyarlarca kişinin favorileri Jim Clark ve Ayrton Senna. İkisi de kariyerlerinin en tepe noktasında pistlerde hayata veda ettiklerinde bu listede daha neler yapabilecekleri konusunda çok soru işareti bırakmışlardı. Ve tabii beşinci sırada Jackie Stewart. Bu isimlerin özellikle ilk dördün tartışması pek yok ama diğerleri çok tartışılabilir ancak rakamlar herkes için aynı yöntemle kullanıldı. Yani Damon Hill Lauda’yı nasıl geçer derseniz, geçti işte… Bazıları gerçekten çok tartışmalı.

En tartışma dışı iki ismi vererek biraz rahatlama sağlamak gerekirse bunlar Keke Rosberg -en “avanta” şampiyonluğu aldığı istatistiki olarak da ortaya çıkıyor- start başına puan ortalaması 1,25; bitirdiği yarış ortalaması ise 2,87. İkinci isim ise henüz iki sezondur yarışan Lewis Hamilton. Bu pilot çok yetenekli ve kariyerine uzun süredir ciddi bir yatırım yapılıyor, en önemli takımlardan birinin en gelişmiş otomobillerinden birini kullanıyor, yetenekli ve hızlı. Yani ‘Schumacher’in rekorlarının en azından bazılarını kıracak var mı?’ diye düşünüldüğünde Hamilton ve daha uzun bir dönemde yüksek performans elde eden ve hala genç sayılacak yaşta olan Alonso’nun bu potansiyeli gözüküyor ama Hamilton eğer bu yıl uygulanacak kurallar olsaydı geçen yıl Massa’yı şampiyon göreceğimiz için bu listede olmayacaktı. Yani henüz F1’de sadece iki sezon geçirdiği için elde ettiği ortalamaları henüz çok geçerli kabul edemiyoruz. 3-4 sezon sonra bu listeyi tekrar ele almayı da heyecanla bekleyeceğiz.



Son bir yorum yapmak gerekirse, Bir Senna veya Jim Clark vakitsiz ve garip kazalarda hayata veda etmeselerdi bu çalışmada daha da üst sıralarda yer alabilirlerdi. Jochen Rindt kısa kariyeri sezon bitimine 3 yarış kala ölümle sonuçlanmasaydı dünyanın ilk ve tek ölümünden sonra şampiyon olan pilotu olamayacaktı; ama belki daha aşağı belki daha yukarılara yerleşecekti. Fakat bir kuşkumuzu gidermek için şampiyon olmayanları da işin içine katarak tüm pilotları incelemeye aldığımızda önümüze enteresan bir tablo çıkıyor. Dünya şampiyonu olmak gerçekten kolay değil. Çünkü tüm kariyerinde harikalar yarattığını düşündüğümüz birçok pilot rakamlar ortaya çıktığında ilk 30 içine giremiyorlar. Bir isim hariç: Sir Stirling Moss 10. sıradan sıralamaya giriyor. Reutemann, Peterson, Jacky Icx, Gilles Villeneuve, Rene Arnoux ve Patrese gibi diğerleri çok gerilerden yer alabiliyorlar. Yani hangi açıdan bakarsanız bakın ilk 5 isim belli. Çeşitli kaynaklarda buna benzer yüzlerce çalışmaya rastlıyoruz. Hepsinin sonucunda aşağı yukarı bu liste değişik yerlerde olmakla beraber öne çıkıyorlar.


Çeşitli noktalardan bakarsanız apayrı sonuçlara varabilirsiniz. Örneğin sportmenlik konusunda Schumacher, Damon Hill veya Senna hiçbir sıralamada önlerde yer alamazdı. Sempati puanlarında Kimse James Hunt, Fangio veya Dünya Şampiyonları listesi dışına taşarsak bir Berger'le yarışamazdı. Şans konusunda yine kimse 6 büyük kazayı sıyrıksız atlatan Berger ve bir sezonda sadece bir birincilikle şampiyon olan Keke Rosberg'le baş edemezdi. Seyirciyi eğlendirmenin pirleri de yağmurda bir Senna, baskı altında bir Schumacher, her şartta Gilles Villeneuve veya eskilerden bir Gonzalez'miş ki "pampaların boğası" lakaplı bu pilotun ağzında purosuyla her bir otomobili geçtiğinde otomobilinin karoserine şükran şaplakları attığı söylenir. Ama bunlar hep yan faktörler. Sonuçlar hep rakamlarda gizli ve tarih Waterloo Savaşı örneği haricinde sadece kazananları hatırlar. (Waterloo Savaşı'nı Wellington Dükü kazanmıştır; ama Napoleon kaybetmiş olmasına rağmen, Waterloo deyince herkes onu hatırlar. Daha iyi bir halkla ilişkiler müdürü mü vardı dersiniz?)

Sıralama

Pilot / Puan

  1. Michael Schumacher 8,43
  2. Juan Manuel Fangio 7,59
  3. Jim Clark 7,01
  4. Ayrton Senna 6,99
  5. Jackie Stewart 6,78
  6. Alberto Ascari 6,48
  7. Alain Prost 6,41
  8. Fernando Alonso 6,38
  9. Kimi Raikkonen 6,32
  10. Sir Stirling Moss** 5,84
  11. Nigel Mansell 5,55
  12. Damon Hill 5,47
  13. Niki Lauda 5,46
  14. Jochen Rindt 5,27
  15. Giuseppe Farina 5,05
  16. Mika Hakkinen 4,85
  17. Nelson Piquet 4,61
  18. James Hunt 4,49
  19. Jack Brabham 4,37
  20. Mike Hawthorn 3,83
  21. John Surtees 3,82
  22. Jody Scheckter 3,51
  23. Denny Hulme 3,47
  24. Mario Andretti 3,38
  25. Alan Jones 3,32
  26. Phil Hill 3,30
  27. Emerson Fittipaldi 3,27
  28. Graham Hill 3,12
  29. Gilles Villeneuve** 2,89
  30. Keke Rosberg 2,87
  31. Jacques Villeneuve 2,55
  32. Lewis Hamilton 8,56


**
Şampiyonluğu yok

En Başarılı F1 Pilotları Tablosu

Toplam okunma: 7225
YORUMLAR ( 0 )
Henüz yorum yazılmamış.
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Bi-Xenon far
Bi-Xenon far sisteminde hem kısa hem de uzun far ışığı, Xenon projektöründe üretiliyor. Bi-Xenon sistemi, kısa huzmeli far açıkken çalıştığı için farlar tamamen kapalıyken, ışıkla uyarı için (selektör yapmak) ayrı bir halojen..