Olaylar ve otomobiller
Mustafa Uyal

05.01.2010 - 12:16
Her devrin bir kahramanı, bir filmi, bir şarkısı ve elbette bir de otomobili vardır. Truman ABD başkanı olduğunda; Jaguar XK120 isminin önerdiği gibi 120 mil yani 193 km. hız yapabiliyordu. 1960'larda Cliff Richard Chevrolet Corvette kullanıyordu, Beatles ünlendiğinde Mustang de fırtınalar yaratıyordu.



1968 yılı hala dünyayı derinden etkileyen öğrenci olayları ve günümüze kadar ulaşan etkileriyle anılır. Gençler önce Paris'te sonra Türkiye dahil tüm Avrupa'da sokağa çıkıp her lisanda aşağı yukarı aynı şeyleri haykırdılar: "Dünyayı istiyoruz ve hemen istiyoruz".

Kimisiyse Çekoslavaklar gibi sadece ülkesini istiyordu. Prag'da bu rüzgara karşı başlayan Rus işgalini protesto etmek amacıyla kendini yakan öğrencilerden ilki olan Jan Palach o günlerin sembollerinden olmuştu. Bugün Çek Cumhuriyeti’nin özgür ve renkli hayatını yaşayan gençler acaba Jan Palach'ı anımsıyorlar mı? Gene o günlerde sokaklarda polisle çatışan gençlerin devirip kalkan olarak kullandığı otomobiller, ODTÜ kampüsünde yakılan ABD Büyükelçisi Kommer'in nerdeyse kendinden ünlü olan otomobili de bu anlamda direnişin, başkaldırının veya hedeflerinin sembolüydü.



Bu olayların fotoğrafları zaman zaman bir reklamda kimi zaman da devlet arşivlerinde kullanıldı; ama çoğu belleklerimizde korunuyor. Örneğin Renault ünlü R4 modelini imalattan kaldırırken bu başarılı otomobili bir dizi reklam vererek uğurlamıştı. Bunların en önemlilerinden biri "bu otomobil zamanında en iyi yan korumayı sağlardı" başlığı altında 68 Paris sokaklarında devirdikleri bir Renault 4'ün arkasında polisten korunan gençlerin fotoğrafı olandı. Bu reklamın anlamlı esprisi ise aynı tarihlerde tüm endüstrinin yan koruma tedbirlerini yeni yeni uygulayıp çarşaf çarşaf bunları tanıttığı zamana denk gelmiş olmasıydı.



Bu devrin fotoğraflarına baktığımızda hep sıradan, otomobilleri görürüz. Fransa'da Renault 4, Almanya'da Volkswagen gibi. O günlerde bu gençler de hepimiz gibi rüyaları olan, planları olan kişilerdi. Onların da zevkleri, istekleri vardı. Acaba ideolojik inançlarının dikte ettiği çizgilerin dışında bazı istekleri olabilseydi veya bunları açık açık söyleyebilselerdi… Dany Cohn Bendit veya Kızıl Rudi hangi otomobili kullanmak isterdi? Acaba onlar veya sokaktaki o gençlerden bazıları "Ferrari istiyorum ve hemen istiyorum" diye bağırmayı ister miydi? Kimse kızmasın ama bizce isterdi. Zaten 68 kuşağı diye anılan bu cesur romantik kuşak dünyanın gördüğü belki de en başarılı işadamlarını, sanatçılarını, siyasetçilerini yetiştirdiği için bunlardan bazıları hemen olmasa bile Lamborghini'den Rolls Royce'a kadar her türlü otomobili istediği zaman alacak güce eriştiler. Yani hemen olmadı ama kimileri dünyayı gerçekten aldı.

Bu uzun girişin içinde saklı olan konuysa tabii ki otomobil. Daha doğrusu hangi devirde hangi rüzgarlar eserken, hangi otomobiller hayal ediliyordu. İkinci Dünya Savaşı'ndan önce her ne kadar milyonlarca otomobil yapılıp satıldıysa da otomobilin her türlüsü hayal olduğu için ancak 1945 sonrasına bakınca gerçek anlamda "Hayallerin otomobili" "Rüya otomobili" diye adlandırılan örnekler görülmeye başlanır.

1949 yılında İngiltere, savaşın etkilerini hala üzerinden atamamıştı, benzin karneye bağlıydı, endüstri ağır aksak ilerliyordu ama Amerika’dan sonra en büyük otomobil ihracatçısıydı. Truman ABD Başkanı olmuştu. Marshall Planı tüm dünyayı Amerikan etkisi altına almak için kullanılıyordu. Kansas'ta içki yasağı nihayet kalkmıştı ve gençler tıpkı anne babaları gibi Big Band müziğiyle dans ediyorlardı. Ailelerden kopmalar, yalnız yaşamalar pek yoktu. 1949 yılında ismini sadece dört yıl önce Swallow Sidecars'dan (SS) Jaguar'a çeviren Coventry firması SS100 modeli üzerine geliştirdiği XK120 modelini piyasaya sürdü. 3.4 litre, 6 silindirli, çift eksantrikli motorundan l60 HP üreten ve ismini aldığı 200 km/s (120 mil) maksimum sürati ve 10 saniyenin altında 0-100 km/s hızlanmasıyla o zamanın en hızlı seri üretim otomobili olan XK120 Sir William Lyons çizgileri, deri döşemeleri ve mükemmel konforuyla de bir rüya otomobilinin ne olması gerektiğini tüm dünyaya gösterdi. 180 HP'lik SE versiyonuyla süksesini devam ettiren XK 120 fazla üretilmesi planlanmamış olmasına rağmen 12 bin adet satarak, önce XK140, daha sonra da XK150 versiyonlarıyla 1961 yılında E-Type'la yenilenene kadar yaşayan bir efsane olarak devam etti.



1954 yılında Almanlar savaşın etkilerini aşmış, eski düşmanlarının yardımıyla da olsa tekrar sanayilerini ayağa kaldırmayı başarmışlardı. Mercedes ise eski şaşaalı yarış günlerine dönmek istiyordu. Alfred Neubauer ve Rudi Uhlenhaut ikilisi bunu sağlamak üzere olağanüstü hafifletilmiş boru bazlı uzayçatı şasi üzerine yarış eksantriği, 3 solex karbüratör, özel pistonlar ve özel egzozla 5200 devirde 171 HP güç üreten bir birleşimi tasarladılar. Şasi motor evliliği tamamlandığında iki problem vardı. Birinci problem, şasinin kenar geçişlerinin yüksekliği nedeniyle coupe gövdede gerekli olan yüksek kapı açılımı, ikincisiyse yuvasına ancak eğimli olarak yerleştirilebilen motor. W194 ve W196 olarak iki ayrı versiyonu üretilen bu otomobille Mercedes-Benz Grand Prix yarışlarına geri dönmüş ve bu yıllarda McLaren'le yaptığı gibi o yıllarda da girdikleri 9 yarışın beşini kazanmıştı.



Spor otomobil konusunda bu boyutta bir perspektif içinde kalınıp normal otomobiller üretimi devam edecek derken Amerika'dan ilginç bir haber gelince tüm planlar değişti. Mercedes'in Amerika ithalatçısı Max Hoffman eğer yol versiyonları üretilirse, 1000 adet W194'ü inanılmaz yüksek fiyatlarla Amerika'da satabileceğini söylüyordu. Mercedes'in cevabı hızlı ve net oldu. Geliştirilmiş gövdesine martı kanadı kapılar ve yan hava ızgaraları eklendi. Daha da geliştirilmiş görüntü ve enjeksiyon sistemiyle gücü 240 HP'ye çıkarılmış bir coupe ortaya çıkarıldı. 265 km/s son sürati ve 7.2 saniyede 0-100 km/s hızlanmasıyla o yıl denize indirilen nükleer denizaltı Nautilus kadar şaşırtıcı, Mısır’da iktidarı ele geçiren Cemal Nasır kadar da agresifti. Kullanımıysa o yılın ünlü Hitchcock klasiği "Room With a View'' kadar korkutucu bir otomobil olan 300 SL bugün hala güzel hala çok güçlü ve pahalı. Sadece 10 adet üretilmesi planlanan ama 1963 yılına kadar 3200 tane üretilen bu güzel martılardan en az bir tanesi de Türkiye’ye konmuştu. Acaba İzmirli ünlü otomobilsever ve sergüzeşt rahmetli Alp Aslan Bey'in güzel martısı 300 SL hala Türkiye'de mi?



1950'li yılların sonunda Big Band müzik devri gençler için kapanıyordu. Amerika kıtasından dalga dalga Rock'n Roll ve Rythm and Blues geliyor, gençler daha kıvrak ve kendilerim ifade edebilecekleri semboller arıyordu. Bill Haley and Comets "Rock Around The Clock" ile dünyayı sallıyor, Cliff Richard haşarı ama iyi çocuk imajıyla İngiltere'yi sürüklüyordu. Blue Jean ve Loafer gibi, Corvette de Avrupa'yı fethetmişti. Cliff Richard bile Corvette kullanıyordu. Halbuki Corvette Amerikan askerlerinin Avrupa'da görüp, ülkelerine döndüklerinde tarif ettikleri spor otomobiller Healey, MG ve Jaguar'ın Amerikan versiyonundan başka bir şey değildi. Ama 1953 yılında çıkan bu otomobil tüm Avrupavari olma isteğine karşın V8 motorla donatıldığı 1956 yılına kadar arada bir otomobil olarak kalmıştı. 1957 yılındaysa gücünün ve çekiciliğinin doruğuna çıkmıştı.



Elvis Presley "I'am all shook up" (Baştan aşağı sarsıldım) derken kalçalarını tahrik edici şekilde salladığı için yaşlı kesimce eleştiriliyor ama gençleri çıldırtıyor; Sputnik uzayda yörüngeye yerleşiyor, Ortak Pazar için ilk adımlar atılıyordu. Aynı yıllarda Corvette 283'se, 133 mil (211 km/s) maksimum hız, 5.7 saniyede eriştiği 60 mil (96.54 km) baremiyle hala görülen bir rüyanın ilk kısmını oluşturuyordu.



1963 yılı sonunda John F. Kennedy öldürüldüğünde Amerika uzun sureli bir şoka girmişti. İnsanlar karamsar ve üzgündü. Vietnam savaşına giden gençler ve ırkçılık problemleriyse bu acının üzerine tuz biber oluyordu. İşte bu sıralarda, biri içten biri dıştan iki olay Amerikan halkının imdadına yetişti: Beatles ve Mustang.

1963 yılında İngiltere'yi bir yıldır sarsan uzun kakül saçlı, garip aksanlı ama inanılmaz bir melodiyle istedikleri her şeyi söyleten dört genç Amerika'ya da geldiler ve kelimenin tam manasıyla orayı da fethettiler. Yankee stadyumu, Ed Sullivan Show derken ortaya bir gerçek çıktı. Beatles herkese bir şey söylüyordu. Love Me Do, She Loves You gibi ilk hit parçalar henüz dillerden ve radyolardan silinmeden, 17 Nisan 1964'te herkese uygun bir yaratık da Detroit'ten çıktı. Lee Lacocca ve ekibi, standart bir Falcon üzerine oturttukları mükemmel bir gövde ve uygun fiyatlı opsiyon paketleriyle desteklenen günlük rüya Ford Mustang'i sunmuşlardı. Mustang yapılan ön testlerde her görenin 10-15 bin dolar fiyat biçtiği bir otomobildi. Halbuki baz fiyatı 2 bin 500 doların altındaydı ve istediğiniz Mustang'i yaratmak için Convertible, Fastback ve Coupe gövdelerle başlayan 40 ayrı seçenek vardı.



Beklenmeyen, daha doğrusu inanılması güç olan oldu ve Mustang rekor üstüne rekor kırarak 1965 sonuna kadar 700 bin adete yakın satılarak bir efsane oldu. Düz 6 ve V8 motor versiyonlarından başka Yüksek performanslı V8 kullanan GT ve Carrol Shelby tarafından modifiye edilen Shelby gibi iki sportif model de sunan Mustang, Muscle Car ve satın alınabilir rüya otomobili kategorisinin de belirleyicisi ve öncüsü olarak bir doğal klasik oldu.

Amerika 1970'lere doğru Mustang'le ilerlerken İtalyanlar Lamborghini Miura ve Ferrari 365 GTB4 Daytona'yla rüyaların çıtasını tekrar yükseltiyorlardı. Birisi o gün için bir devrim sayılan ortadan ve diğeri de klasik önden motorlu bu iki süper otomobil her ne kadar 1968 ruhunun karşı çıktığı eşitsizliğin en önemli göstergeleri olduysa da ikisinin de hiçbir örneğinin veya onların bir acentesinin bir gösteride hırpalandığı görülmedi. Kimileri "öğrenciler ne düşünürse düşünsün böyle bir otomobile kıyamazlardı" der. Kimisi de "yahu o otomobiller o kadar nadirdi ki, o öğrenciler o otomobilleri ancak broşürde görürdü, zaten maraza da oradan çıktı" der.

Bu çok gerçekçi gözüken, özünde son derece romantik ortamı 1969 Temmuz'unda Amerikalılar Neil Amstrong'u aya indirerek bozdular. Sanki herkesin ayağını yere bastırmak için teknolojik güç gösterişi ve oyunbozanlık yapar gibi bozdular hatta o zamanın ünlü protest şarkıcısı Donovan bu uğurda yakındığı bir parçasında "tüm romantik vizyonum paramparça oldu astronotların da ayda işediklerini duyunca" der ama çok geçmeden gelen Vietnam yenilgisi ve OPEC ülkelerinin, başta ABD olmak üzere petrole bağımlı ülkelere verdiği gözdağı oyunu Japonlar'ın lehine çevirecek şekilde otomobil dünyasını sarstı. Bu sırada göktaşı vurmuş dinozorlar misali Amerikalı dev otomobiller özellikle muscle carlar birer birer hayata veda etmeye başladılar.



Camaro RS'ler, ZL1'ler, Shelby Mustang’ler hem Amerikan, hem de Avrupa otomobillerinin çoğu Japonya'dan gelmeye başlayan daha hafif ve daha az tüketen ucuz otomobillere göre ağır ve müsrif kalıyordu. Özellikle Amerika yalın üretim denilen yeni felsefe ile üretilen bu inanılmaz kaliteli Japon otomobillerinin adeta istilasına uğramıştı. King Kong'u Godzilla filmleriyle taklit eden Japonların otomobilde yaptıkları bambaşka bir Pearl Harbour olmuştu. Panik başlamıştı ama batı endüstrisi için bunun iyi bir yönü de vardı. Bu çekik gözlü otomobillerin hiç birinin soy ağacında henüz bir rüya otomobil yoktu. Deyim yerindeyse kimse bunlarla aşk evliliği yapmıyordu olan kitlesel mantık evlilikleriydi. Bu aralarda hala spor otomobiller çıkartmaya devam eden firmaların fiyat yapıları standart otomobillere göre geometrik olarak artıyordu. Aston Martin, Porsche, Ferrari, Lamborghini gibi süper otomobiller de 1970'lerin sonu ve 1980'lerin ortasına kadar olan devrede otomobilseverlerin idolleri olmaya devam etti.



Artık Elvis yoktu. Beatles dağılmıştı, Deep Purple'in efsane sesi lan Gillian sesini kaybetmişti. Wilt Chamberlain ve Bil Russell basketbolu bırakmışlardı; ama birden bire her türlü olumsuzluğa rağmen tekrar idollerin gelişini görmeye başlamıştık. Kareem Abdul Jabbar, Magic Earvin Johnson, Majesteleri Michael Jordan, Sarı Fare Cruyff, Profesör Prost ve Yağmur Adam Senna gibi yıldızlar spor arenalarını şenlendirirken; Smokie, Eagles, Genesis gibi yeni müzik starları piyasaya çıkmaya başladı. Kimi kalıcı oldu, kimi kayboldu gitti. Ardından otomobillerde de aynı denemeler başladı ve bugün de bir Jaguar XK8, bir Diablo, bir Ferrari Modena bir Audi TT veya uzak doğunun en iddialı ismi Lexus 300 gibi hayal edebileceğimiz; her hafta fiyatlarını listelerde kontrol ettiğimiz ve belki her hafta onlarla ilgili planlarımızı birkaç yıl ertelediğimiz modeller piyasada. Bu yılların gerçek idolü hangisi bilemeyiz. Bunu zaman ve mekan müsait olursa on yıl sonra sorgulayabiliriz.
Okunma: 5357
Yazarın diğer yazıları
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Boxer motor
İngilizce bir terim olan Boxer, yere paralel çalışan iki silindirin bir boksörün kum torbasını yumruklamasına benzetildiği için bu adı almıştır. Boxer motor, silindirlerin yere paralel çalışması sayesinde yerçekimine direkt karşı..