İmza farkı..
Mustafa Uyal

19.04.2010 - 09:27
"Otomobil işte, ayağımı yerden kessin yeter" diyorsanız başka… Ama eğer marka model ve özellik tutkunuysanız, kimi modellerin neden çok pahalı, ondan çok daha kullanışlı ve uzun ömürlü olduğu halde, kimi modellerin de ucuz olduğunu merak ediyorsunuzdur. Cevap aslında basit: İmza farkı.

Tecrübeli pazarlamacılar imzalı ürün kullanmak uyuşturucu alışkanlığı gibidir derler. Genellikle bir defalığına denemek için başlanır; bu denemeler yavaş yavaş artarak devam eder. Önceleri pek önemsenmez. İnsan kendini her an bu sevdadan vazgeçebilecekmiş gibi hisseder; gün geçtikçe semptomları ağırlaşır ve bir gün gelir insan kendini bu çizgilerin içine hapsolmuş bulur. Uyuşturucuda son bellidir; zehir görevini tamamlayıncaya kadar çalışır. İmza merakı farklıdır, markacılık insanı öldürmez; ancak mali açıdan süründürebilir. Ama bugün bir iş anlaşmasını Patek Philippe saatinize bakarak, Mont Blanc dolma kaleminizle imzaladıktan sonra Cohiba veya Padron Imperial puronuzu Dupont çakmağınızla yakarak verdiğiniz izlenimleri de aynı şeylerin sıradan plastik, elektronik türevleriyle yapamayacağınızı düşünmekte haklısınız. Çünkü dünya çapında pazarlama yapan bu markaların özellikle imaj oturtma konusundaki başarıları sadece sizi değil, etrafınızdaki kişileri de aynı şekilde etkilemiştir. Yani eninde sonunda aynı lisanı konuşur hale getirilmişsinizdir.

Uygun bir hikayeyle başlayalım... İki yeni zengin markacının Mısır seyahati sırasında Nil Nehri’nde bindikleri tekne devrilir ve bunlar telaşla yüzmeye, timsahlar da bunlara doğru ilerlemeye başlar. Bir tanesi sevinçle öbürüne seslenir: "İşte medeniyet... Cankurtaranlar bile Lacoste!"

Bu markacılık ve imzacılık tabii ki daha önce söylediğimiz gibi para, imkan meselesi. 60 dolara da saat var 500 bin dolara da. 25 liraya da kalem var 3000 liraya da. Aradaki fark ise çoğunlukla marka ve imza... Çünkü çoğu zaman üç otuz paraya aldığınız pilli saatler bazı büyük markaların otomobil parasına sattıkları saatlerden daha hassas ve kusursuz iş görüyor. Ucuz kalemler bozulmuyor, Cohiba puro da Maltepe sigarası da aynı şekilde zehirliyor.

Bu uçurumların dünyasında otomobillerin de aynı şekilde pazarlandığını görüyoruz. Bir yanda astronomik fiyatlı imaj markaları, diğer yanda sıradan insanlara sanal imajlar veren kitle otomobilleri. Hatta bu kategorileri iki ara kategori yaratarak dörde çıkarabiliriz. Birincisi Ferrari, Lamborghini, Aston Martin, Rolls Royce gibi çok az kişinin alabildiği çok çok pahalı, karakterli ve geleneksel rüyalar. İkincisi Mercedes, BMW, Cadillac benzeri lüks, pahalı ama daha sıradan ve nispeten ulaşılabilir otomobiller. Üçüncüsü sınıf atlamaya çalışan kitlesel üreticilerin ara otomobilleri ki Acura, Lexus, Infiniti örnekleri geniş yelpazeli Japonlar'ın bu amaçla yarattığı daha pahalı ve kaliteli markalar. Ne kadar işe yaradığıysa gerçekten meçhul; çünkü birinci ve ikinci kategoriyle bu kategorinin arasındaki fark kapanmak bir yana bir marka ve birkaç model dışında daha da açılıyor gibi gözüküyor. Dördüncü kategoriyse malumunuz bizlerin otomobilleri: Fiat, Ford, Opel, Peugeot, Volkswagen, Renault, Toyota vs.

Peki bu sık sık bahsettiğimiz imzalar, bu olağanüstü kategorileri yaratan insanlar kimler? İletişim ve teknoloji çağını yaşadığımız şu günlerde artık tek başına şahıslardan bahsetmemiz biraz anlamsız; ama önemli tasarım stüdyolarının isimlerinin çoğunlukla şahıslardan gelmesi de tesadüf değil. Bertone, Pininfarina, Ghia özellikle tüm dünya otomotiv endüstrisine tasarımlarıyla katkıda bulunan İtalyan ekolünün önde gelen ve insan yetiştiren ustaları olmuşlar. Gerçi bunlardan Giacinto Ghia hiçbir zaman tasarım yapmamış; ama direkt olarak karoseri üretimiyle ilgili olan Carrozzeria Ghia firmasını kurmuş. Bu atölye daha sonra çeşitli isimlerin elinde bir tasarım fabrikası haline gelmiş. Bunlardan en önemlileri Triumph TR4'ü çizen Giovanni Michelotti; Michelotti’nin ustası ve içlerinde ilk Maserati Quatroporte, AC Frua ve Monteverdi GT’nin de bulunduğu yaklaşık 200 otomobili çizen Pietro Frua; Bertone'den transfer edilen ve Maserati Ghibli, De Tomaso Mangusta gibi unutulmaz otomobillere imza atan Giorgio Giugiaro, Roy Brown ve De Tomaso Pantera'yı yaratan Tom Tjaarda olmuşlar.

Bu isimler Ghia'yi Alessandro De Tomaso'nun satın alıp Ford'a devrettiği 1973 yılına kadar taşımışlar. Birçok tasarım ve kavram otomobiline imza atan, bunların çoğunu üretime geçirtemeyen Ghia stüdyolarının bugün modern sanatlar müzesinde sabit sergide bir örneği olan Volkswagen Karmann-Ghia tasarımıysa satışları ve karizmasıyla en başarılı çalışmalarından biri olarak adlandırılıyor. Bugün Ghia bir Ford yan kuruluşu ve hala başta otomobil olmak üzere tasarım hizmeti vermeye devam ediyor.

Tasarım dünyasının en renkli simalarından birisi olan Nuccio Bertone babası Giovanni’nin kurduğu firmada yetişen ve önce kendi yetenekleriyle öne çıkan bir tasarımcı. Bertone başlarda bizzat kendisinin önderliğinde yapılan ve hayata geçirilen Alfa Romeo ve Fiat tasarımlarıyla, daha sonralarıysa yanına aldığı yetenekli tasarımcıların daha ileri gitmesiyle tanınnış. Örneğin bir Giugiaro gelmiş; onun Ghia'ya geçmesinden az önceyse Marcello Gandini… Bunlar Alfa Romeo Montreal, Fiat Dino Coupe, Lamborghini Miura, Countach gibi otomobil tarihine geçen çok önemli modellere imza atmışlar. Yani Bertone örneğinde boynuz en azından birkaç kez kulağı geçmiş.

Hatta burada enteresan bir hikaye vardır. Türkiye'nin büyük projesi GAP nasıl paylaşılamıyorsa otomobil tarihinin en önemli taşlarından biri olan Lamborghini Miura da Nuccio Bertone, Giugiaro ve Gandini arasında paylaşılamaz. Bertone ölümüne kadar “Evet bu otomobili gençler çizdi; ama elbette benim en az yüzde 70 yönlendirmem var” derdi. Gandini “Otomobil Bertone imzasıyla çıktı; ama o sırada şef tasarımcı bendim, ben çizdim” diyor. Giugiaro “Otomobil ben ayrıldığımda aşağı yukarı hazırdı” diyor. Bu tartışmada son noktayı 1996 yılında çıkan bir Classic and Sports Car dergisinde Giugiaro koydu ve ilk kez bu röportajında otomobilin kendi elinde bulunan resmi sayı ve tarih taşıyan Bertone paftalarına yapılmış skeçlerini göstererek, Gandini'nin doğal olarak bu tasarımı bitirdiğini; ama tasarımın yüzde 70'inin kendisine ait olması gerektiğini açıkladı. Zaten Mangusta, Ghibli ve Miura'nin oranları, genel görünümleri ve tasarım alışkanlıklarının birbirine bütünlüğü Gandini'nin daha sonra tasarladığı Countach ve Diablo'yla kıyaslandığında bu yıldızın fikir babası daha çok belli oluyor.



Bertone Ghia'ya kıyasla uygulanmış yani pazara sunulmayı başarmış modeller konusunda inanılmaz başarılı; Skoda Favorit, Felicia, Fiat X1/9, Alfa Romeo Giulia, GTA, GTV, Fiat 850 ve 1100 gibi otomobiller milyonlarca üretilmiş. Gandini, Giugiaro, Nuccio Bertone gelmiş geçmiş olabilir; ama Bertone hala birçok firmaya tasarım, özel model ve endüstriyel tasarımlar üretmeyi sürdürmekte ve heyecan verici çizgisini koruyacak gibi gözükmekte.

Bertone ve Ghia'dan başka tasarım dünyasının bir de hanedanı var. Pininfarina ailesi gerçekten hanedan sözcüğünü hak edercesine tüm bir aile olarak işlerinin hala başındalar ve bugün bir katalogda bizleri heyecanlandıran birçok modelin tasarımına imza atan ve başarıyla 2000'li yıllara kadar gelen bir kuruluşun başındalar. Battista Pininfarina tarafından 1930 yılında kurulan firma 1950’li yıllarda oğlu Sergio tarafından devir alındı ve bugüne değin aşağı yukarı tüm Ferrariler'i, Peugeot 205, 504, 406 Coupeler'i, Alfa Spider, Cadillac Allante, Lancia Beta Monte Carlo, Fiat 124 Spider, Fiat 130 Coupe, Fiat Dino Spider, BMC 1800 gibi hayal otomobillerini tasarladı. Ancak gelmiş geçmiş en iyi spor otomobil olarak tanımlanan 250 GTO, Bizzarini ile başlayıp Scaglietti tarafından bitirilmiş. Yani Pininfarina efsaneleri Ferrari işbirliği 1952 yılında başlamasına karşın 1960’lı yılların ikinci yarısında başlamış. Bunda özellikle Bertone’nin yaptığı tasarımların Enzo Ferrari tarafından beğenilmediği kadar; Bertone tarafından tasarlanıp üretilen 308 Dino gibi modellerin hiç tutulmamasının da önemli bir faktör olduğu bir gerçektir.



Carrozzeria Pininfarina ayrıca Ferrari, Peugeot gibi firmaların bazı özel modellerini de üretmekte ve ciddi sayılarda üretim yapan bir tesis ve burada tüm dünyaya mutfak, beyaz eşya gibi her türlü tasarım desteği de veriliyor. Tüm bu başarı hikayelerine ve yenilmez bir havaya girmiş olmasına karşın Pininfarina'nın enteresan tarafı, bazen kötü işler de yapabildiğini itiraf edebilen bir firma olması. Örneğin Rolls Royce Camargue modeli için "Kötü oldu çünkü bir Rolls Royce; İngiltere dışında, o havayı teneffüs etmeden tasarlanmamalı, yani biz beceremedik" diyebilecek kadar özgüvenli bir firma.



Bugün tüm bu tasarımcıların ana model tasarımlarından başka büyük firmalara tasarım danışmanlığı verdikleri de bir başka gerçek. Opel, Ford, Volkswagen gibi şirketler her ne kadar kendi tasarım departmanları varsa da, bu tür firmalardan destek almaya devam ediyorlar. Ayrıca hemen hemen tüm Güney Kore otomobil endüstrisi Giugiaro'nun Italdesign firmasından, Japonlar Pininfarina ve Amerikan stüdyolarından, İngilizler Zagato ve Amerika'dan, BMW Karmann'dan tasarım desteğini yoğun bir şekilde alıyor.

Yani Giugiaro, Gandini, Pininfarina gibi kişiler veya Ghia, Karmann gibi stüdyolar bu top modelleri yarattıkları gibi sıradan otomobilleri de çizerlerdi ve çiziyorlar. Bugün dünyanın en başarılı otomobillerinden biri sayılan Golf’un Ghia'da çalışırken Maserati Ghibli'yi tasarlayan Guigiaro'nun eseri olduğunu bilmek, birçok Golf sahibini herhalde daha iyi hissettirirdi. “Peki benim otomobilimde niye bir imza yok?”derseniz cevap şöyle: Ekonomik nedenlerden dolayı bu seçenek kullanılmadı. Bu otomobillerin üzerine bir imza atmak, aynı kapıya çıkan iki nedenden dolayı biraz zor. Birincisi, eğer bu otomobillerin üzerine Bertone, Pininfarina veya Ghia gibi stüdyoların imzası olan küçük amblemleri koyarsanız bu firmalara otomobil başına ciddi bir isim hakkı ödüyorsunuz. İkincisi, bu küçük amblemlerin her biri ayrıca para… Ferrari gibi kısıtlı üretilenleri değil de yüz binlerce üretilen sıradan otomobilleri düşününce ve rekabetin şartlarını inceleyince otomobil başına düşen bu yaklaşık 1 dolarlık maliyetin zaten yıllardır iyi çıkmayan sene sonu bilançolarında eksi milyonlara neler katacağını düşünürseniz bu isimlerden vazgeçmek daha akıllıca oluyor. Ama merak etmeyin bugün Peugeot 406 veya 205 kullananlar Ferrari'yle aynı tasarımcıyı yani Pininfarina'yı kullanıyorlar. Uno sahipleri de Golf’çular gibi Giugiaro tasarımı bir otomobil kullanıyor.



Bu bahsettiğimiz yıldız insanlar ve stüdyolar sadece İtalya’da mı var? Başka tasarım yapanlar yok mu? Saymadığımız birçok otomobil kaldı ve birçok ünlü modelin adı bile geçmiyor. Peki, bunlar nereden geliyor? Otomotiv endüstrisine önemli katkılarda bulunmuş bir İtalyan harici tasarım toplumu da tabii ki var. Sir Williams Lyons, İzmirli Sir Alec İssigonis, Ferdinand ve Butzi Porsche Avrupa ekolünü; Harley Earl, David Ash, David North gibi isimler klasik Amerika kıtasını temsil ediyorlar. Günümüzde ise tüm bu stüdyoların ve bu muhteşem öncülerin açtığı inanılmaz yaratıcı güce karşın çağımızın yeni tasarım üstatları tabii ki bilgisayarlar. Örneğin bir zamanların olağanüstü aerodinamik, güzel ve bir o kadar da kullanışlı coupesi Opel Calibra Super Cray adı verilen olağanüstü yetenekli bir CAD bilgisayar tarafından tasarlanan bir otomobildi. Doğal olarak bu otomobiller ana hatları çıktıktan sonra birçok insan eliyle rafine ediliyor; ancak sonuç olarak aerodinamik katsayı, ses titreşim eliminasyonu, ergonomik faktörlerin tamamının son çözümleri Super Cray benzeri bilgisayarlar tarafından başta hallediliyor. Bilgisayarın gerçekten bir ruhsuzluk problemi var; yollarda neredeyse birbirinin kopyası gibi dolaşan farklı otomobilleri gördükçe bu daha da iyi anlaşılıyor. Ama fonksiyon sorunuysa sıfır, yani De Tomaso Mangusta gibi bir tasarım harikasının yol tutuş problemlerinin hiçbir zaman çözülemediğini veya Mercedes 300 SL Gullwing'in alt kaplamasız kullanılması halinde yüksek süratlerde havalandığını düşününce günlük otomobillerin fonksiyonellik açısından kusursuz olma zorunluluğu öne geçerek bilgisayarı destekliyor. Ama otomobil de gerçekten bir ruh istiyor. Belki korkutucu bir yaklaşım ama Stanley Kubrick’in başyapıtlarından bir olan “2001 Uzay Gezgini” filminde insanların en kritik zamanlarda yapay zekaya sahip bir bilgisayar (HAL) tarafından duygusuzca kontrol edilebileceği gerçeği dramatik bir şekilde ortaya konmuştu. Yaklaşık 10 yıl önce IBM firmasının programladığı bir bilgisayar büyük usta Kasparov'u çekişerek de olsa yenince de bu film aklımıza gelmişti çünkü filmde adı geçen HAL ismi pek az meraklının o sırada anladığı şekilde IBM isminden birer harf geriye gidilerek yaratılmış bir isimdi*.

Biraz da bilgisayar sevdası yüzünden birçok yeni otomobili görünce de aynı, hatta daha sıkıcı hislere kapılıyoruz. Çünkü Orwell'in 1984'u, 2001'in HAL'İ romanlarda karşımıza çıkıyor; ama arkadan, yandan, üstten birbirine benzeyen klon otomobiller günlük hayatta her tarafımızı sarıyor. Bu yüzden sadece bu yazıya konu olan usta tasarımcıları değil çalışmalarını detaylandıramadığımız Zagato, Idea, Karmann, Vignale gibi firmaları veya Sir Alec Issigonis, Bob Chalmers gibi nice ustaları bizlere otomobilde karakter, şıklık, siluet gibi kavramları yaşattıkları için saygı ve şükranla anıyoruz.

*Bu detayı hem Ymnetmen Stanley Kubrick hem de Yazar Arthur C.Clarke kesin bir dille reddedip ismin Heuristic ALgorythm tanımlamasından üretildiğini ve IBM bağlantısının komik olduğunu açıklamalarına rağmen IBM bağlantısına inananların sayısı çok daha fazla. Onlar iki konuyu sorguluyorlar; IBM Bağlantısı bu kadar basit ise yazar ve yönetmen bunu neden daha evvel açıklamadı, iki IBM sponsor olduktan sonra bu kadar kötü bir karakter ile yanyana gelmek istemeyeceği için mi geri dönüyorsunuz?
Okunma: 4153
Yazarın diğer yazıları
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Emniyet kemeri ile tarihte bir yolculuk
İlk emniyet kemerini 1849 yılında üreten Volvo’dan sonra, otomobillerde kullanılan ilk patentli emniyet kemerini Amerikali mucid Edward J. Claghorn 10 Ocak 1885’te dünyaya duyurmuş. Fakat günümüzde kullanılan ve modern emniyet kemeri..