Jantların Ebadı 15X17 İse Motor Nedir Acaba?
Şafak Velioğlu

06.01.2010 - 16:20
Can-Am serisi hakkında bilgi edinmenin belki de en kolay yolu serinin en başarılı takımı olan McLaren takımını incelemektir.

1972 yılında Can-Am serisinden çekilmesinden sonra bütün ağırlığını Formula 1, F5000 ve Indy Car gibi tek koltuklu yarış araçlarının yarıştığı serilere veren McLaren takımı günümüzde adı anıldığında daha çok bu serilerdeki başarıları ile anılmaktadır. Oysa bu takımın geçmişi incelendiğinde temellerinde yer alan amatör ruhla hazırlanan arabalarla Can-Am serisinde elde edilen tekrarlanması gerçekten zor olan başarıların önemi yadsınamaz.
Takımın kurucusu Bruce McLaren’in yarış hayatı 15 yaşında Yeni Zelanda’da başlamış olup, McLaren 1959 yılında 22 yaşında Sebring Grand Prix’sini kazanarak bir Grand Prix kazanan en genç yarışçı unvanını elde etmiştir. 1960 yılından itibaren Amerika’da yol yarışlarına katılmaya başlayan McLaren 1963 yılına kadar Jaguar, Cooper Monaco, Aston Martin, Austin Healey, Sunbeam Alpine gibi arabalarla yarışmış ve 1963 yılında kendi takımını kurmaya karar vermiştir.

Bruce McLaren kurduğu takım ile üç yıl içinde dünyanın en zengin yarış serisinin en önemli takımı haline gelmiş ve 1970 yılında kadar bu seride elde ettiği birincilikler sayesinde çok ciddi para ödülleri kazanmıştır. Ancak ne yazık ki bütün bu başarıları elde ettiği Can-Am serisi 1970 yılında test sürüşleri yaparken Bruce McLaren’in hayatını kaybetmesine neden olmuştur.

McLaren takımının ilk aracı 1964 yılında Roger Penske’nin önceki iki sezon yarıştığı Zerex Special yarış aracının şasisine small block bir aluminyum Oldsmobile motoru konulmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu yolla McLaren’in Amerikan V8 motorlarıyla Can-Am süresince sürecek olan işbirliği de başlamış olup, daha sonra tasarlanacak olan M1B kodlu ilk McLaren yarış arabası da aluminyum Oldsmobile motoru kullanmıştır.

Bu arada küçük bir parantez açarak 4-4-2 dışında çok fazla spor otomobil üretmeyen Oldsmobile’in Can-Am’la olan ilişkisini garip bulabilecekler için GM tarafından üretilen 5.7 litre hacmindeki motorlar içinde bore stroke oranları dikkate alındığında en iyi oranlara sahip olan small block motorun Oldsmobile olduğunu ve bloklarında kullanılan bol nikel nedeniyle diğer small bloklarla kıyaslandığında en hafif bloğun Oldsmobile olduğunu hatırlamakta fayda görmekteyiz.

Bütün bunlar olurken Ford’un GT programına da dahil olan Bruce McLaren 1966 yılında Le Mans yarışında diğer sürücü Chris Amon ile birlikte yarıştığı Ford GT 40 Mk.II ile birinci olup takip eden dönemlerde detaylı bir şekilde inceleyeceğimiz Ford’un Le Mans macerasında üst üste elde ettiği dört zaferden birincisinin elde edilmesinde de rol almıştır.

Burada bir parantez daha açarak Can- Am araçlarını ve yarışçılarını incelerken Can-Am pistlerinin dışına çıkıp Le Mans’dan Daytona’ya, Sebring’den Spa’ya uzanan bir yelpazede pistlerde dönemin diğer yarış serilerine de göz atmamızın Can-Am serisinin daha iyi anlaşılması açısından gerekli olduğunu belirtmemiz gerekmektedir.

1966 yılında ise Grup 7 kuralları kapsamında ortaya çıkan Can-Am serisinde yarışmaya karar veren McLaren takımı araba olarak M1B’nin hafif geliştirilmiş bir modelini kullanmaya karar vermiştir. Bu sırada hafifliği nedeniyle seçilmiş olan aluminyum Oldsmobile motoru yerini daha ağır olan ancak daha fazla güç üreten small block bir Chevrolet motoruna vermiş, bu ağırlık artışı ise kullanılan dört ileri vitesli Hewland şanzımanın daha hafif olan bir ZF modeliyle değiştirilmesiyle telafi edilmeye çalışılmıştır. İyi bir yarışmacı olmasına karşın ilk sezonunda M1B rakipleri olan Lola ve Chapparal takımlarının arabalarıyla başa çıkacak performansı gösterememiş, bu yüzden 1967 sezonu için yeni bir arabanın tasarımına geçilmiştir.

M6A şasi kodlu bu araba monokok şasili ilk McLaren tasarımı olarak dikkat çekmiş, motor olarak yaklaşık 6 litre hacminde 535 beygir gücünde bir small block Chevrolet, şanzıman olarak ise Hewland kullanılmıştır. 1967 sezonunda altı yarıştan beşini kazanan bu araba McLaren’e Can-Am serisinde ilk şampiyonluğunu kazandırmıştır.
1968 yılında ise McLaren takımı M8A kodlu şasisi önceki McLaren arabalarına göre daha geniş ve daha hafif olan yeni bir araba tasarlayıp geliştirmiştir. M8A gücünü 7 litre hacimli aluminyum big block bir Chevrolet makinesinden almış ve bu motor gücünü yine 4 ileri bir Hewland şanzımana aktarmıştır.

1968 yılı aynı zamanda McLaren takımı için ticari olarak karlı bir yıl olarak dikkat çekmiş, önceki sezon başarıları sayesinde adını iyice duyuran takım diğer takımlar için M6A aracını M6B kodu ile müşterileri için 28 adet üretip satmayı başarmıştır.
1968 yılında big block Chevrolet motorlarını kullanmaya başlayan takım ağırlık dezavantajına rağmen big blockların ürettikleri inanılmaz güçler karşısında small block motorları terk etmek zorunda kalmıştır. Özellikle arabaların viraj çıkışlarında hızlanmaları açısından big blokların her devirde ürettikleri inanılmaz tork bu seçimde büyük önem taşımış, big block Chevroletler atmosferik makinalar içinde Can-Am’ın yeni efendisi olmuşlardır.

McLaren Can-Am yarışları sırasında kısıtlı bütçesi de göz önüne alındığında genellikle hep hazır parçalar kullanmaya çalışmıştır. Örneğin 1969 sezonu için GM tarafından üretilen aluminyum big block ZL-1 motor bloklarından 8 tane alınmış ve hazırlanan motorlarda çok iyi blueprint edilmeleri haricinde Lucas mekanik enjeksiyon sistemleri ve kuru karter yağmaları dışında tamamen standart GM fabrika parçaları kullanılmıştır. Tabii ki kullanılan krank, piston kolu gibi parçalar birçok testten geçirilip en sağlam ve en sorunsuz olanları kullanılmıştır ama parçalar incelendiğinde bir McLaren Can-Am yarış arabasının motorunun yolda yürüyen ZL-1 opsiyonlu 1969 model bir Corvette’den pek bir farkı olmadığı açıkça görülmektedir. 1969 yılında makineler McLaren’in İngiltere’deki atölyesinde drag yarışlarındaki başarıları ile tanınan Amerikalı George Bolthoff tarafından hazırlanıp yarışlar için Amerika’ya gönderilmiş, 1969 yılının sonunda ise McLaren Amerika’da bir atölye kurmuş ve bu atölye Chevrolet motorları kullanan bir takımın atölye açması için en uygun yer olan Detroit’te açılmıştır.

1969 yılında Can-Am serisine ilginin iyice artması sonucunda 11 yarış düzenlenmiş ve bu sezonda McLaren takımı 11 yarışın 11’ini de kazanarak tüm sezona damgasını vurmuştur. Bu başarı nedeniyle Can-Am serisi artık Bruce ve Denny’nin şovu olarak adlandırılmaya başlanmış ve rakipleri McLaren’in gücü karşısında çaresizlik hissetmeye başlamışlardır. McLaren açısıdan ise serinin yüksek para ödüllerine sahip olması takımın yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmez olmasını sağlamıştı. 1969 yılı itibariyle giderek güçlenen big block Chevrolet motorlarının güçleri ise 700 beygir sınırlarına çoktan ulaşmış, jantların genişlikleri de çaplarını çoktan geçmişlerdir.

1970 yılında sezonun başlamasına iki hafta kala sezonunun yeni aracı olan M8D’nin son sürüş testlerinin yapıldığı günlerde Bruce McLaren İngiltere’de Goodwod pistinde bir test sürüşü sırasında arabanın kontrolünü yitirerek kaza yapmış ve bu kaza ne yazık ki Bruce McLaren’in hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Aynı zamanda diğer sürücü olan Denny Hulme’nin ise takımın Indianapolis serisi için hazırladığı aracın test sürüşü sırasında geçirdiği kaza sonucu elleri ciddi şekilde yanmış, ancak ellerinin yanık olması bile Bruce McLaren’in trajik kazası sonrasında 1970 sezonunun ilk yarışında Hulme’nin start almasına engel olmamıştır.

1970 sezonunda takıma Bruce McLaren’in yerine yarışmacı olarak daha önce Trans-Am ve Indianapolis serilerinde yarışmış olan Dan Gurney alınmış olup, Gurney daha sonra yerini İngiltere F5000 serisinden Peter Gethin’e bırakmıştır. 1970 sezonunda M8D kodlu araçla yarışan takım motor olarak yine aluminyum big block Chevrolet ve şanzıman olarak 4 ileri vitesli bir Hewland kullanmıştır.
1971 yılında ise McLaren takımı M8F kodlu yeni bir araç geliştirmiştir. Yol tutuşu iyileştirmek amacıyla 3 inch uzatılan şasi hacmi 8 litreye yakın gücü de 750 hp civarında olan bir Chevrolet motoru ile güçlendirilmiştir. Ancak 1971 yılı itibariyle McLaren’in rakipleri de güçlerini artırmaya başlamış olup, takip eden sezonda yarışmanın daha zor geçeceğinin işaretleri ciddi bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır. 1971 yılında takıma katılan Peter Revson 10 yarışlık sezonun 5 yarışını kazanıp Can-Am serisini kazanan ilk Amerikalı sürücü olmayı başarmıştır. Diğer yarışların üç tanesi de takımın diğer sürücüsü Denny Hulme tarafından kazanılmıştır. Ancak giderek hızlanan ve güçlenen rakipleri nedeniyle ne yazık ki 1971 sezonu McLaren takımının seride şampiyon olduğu son sezon olmuştur.

1972 sezonunda takımın sürücüleri Denny Hulme ile birlikte Jackie Stewart olarak açıklanmış ancak Stewart’ın sağlık sorunları nedeniyle yarışamayacağı anlaşılınca takım Formula 1’e transfer olan 1971 yılı Can-Am şampiyonu Peter Reyson’u geri çağırmış ve bu iki sürücü 1972 sezonunda M20 kodlu yarış arabasının direksiyonuna geçmiştir. Takım 1972 yılında özellikle turbo beslemeli motoruyla inanılmaz güçler üreten Porsche takımı karşısında zorlanacağını bilmekle beraber kullanılması planlanan turbo Chevrolet motoru sezona yetiştirilememiş ve takım sezonda 8,1 litrelik atmosferik big block Chevrolet motoru ile yarışmaya devam etmiştir. Ancak bu motor takımın 1972 sezonunda sadece iki yarış kazanabilmesi için yeterli olmuş, Porsche ile başa çıkamayacağını anlayan McLaren bu nedenle Can-Am serisiden çekildiğini açıklamıştır.

Öte yandan 1972 yılında Porsche Can-Am takımının bütçesinin McLaren takımının bütçesinin 5 katı olduğu ve Porsche takımının arkasında koskoca bir fabrikanın desteğinin olduğu göz önüne alındığında McLaren’in çekilme kararının çok da manasız olmadığı görülmektedir. Aslında diğer yarış takımları incelendiğinde Ferrari takımı dışında hiçbir takımın Porsche takımının imkanlarıyla yarışabilmesinin mümkün olmadığı da açık bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır.

Tüm Can-Am serisi boyunca 43 birincilik kazanan McLaren takımı özellikle 1968-1970 yılları arasında arka arkaya 19 yarış kazanarak gerçekten motor sporları tarihinde tekrarlanması zor bir başarıya imza atmıştır.
1973 yılında McLaren takım olarak Can-Am’da yer almamakla beraber, takım tarafından üretilen arabalar seride yarışmaya devam etmişlerdir. 1974 yılında sadece beş yarış yapılırken Can-Am serisinin son yarışında yine bir McLaren aracının birinci olması ise McLaren araçlarının Can-Am serisi ile ne kadar bütünleşmiş olduklarını göstermesi açısından düşündürücüdür.

Günümüzde takımın başarılarla dolu motorsporları geçmişi incelendiğinde özellikle serinin büyük para ödüllerinin McLaren takımının diğer yarış dallarında yaptığı yatırımları finanse etmesi açısından gerçekten çok önemli olduğu hatırlanmalı ve takımın tarihi boyunca elde ettiği bu başarıların temelinde Bruce McLaren’in yarışçı ruhunu en iyi şekilde yansıtan zaferlerle dolu Can-Am günleri olduğu unutulmamalıdır.
Okunma: 3692
Yazarın diğer yazıları
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Hız sensörleri
ABS, hız sensörleri sayesinde lastiğin ne kadar hızla döndüğünü sürekli gözetim altında tutarak, olası ani bir frende oluşturması gereken fren gücünü ve bu gücü uygulayacağı frekansı belirliyor.