CAN-AM ve Porsche: Panzerlerin Amerika seferi..
Şafak Velioğlu

15.02.2010 - 09:33

Daha önce söz ettiğimiz gibi Can-Am serisini incelerken dönemin diğer yarışlarından bağımsız olarak incelememiz gerçekten zor olur. Bu nedenle Can-Am’ın en hızlısı Porsche 917/30’un hikayesine geçmeden önce Can-Am öncesinde 917’nin neler yaptığını incelememiz gerektiğini düşünüyorum.


917 Can-Am’ın en güçlü arabası olmasının yanı sıra Can-Am öncesi Avrupa’da fırtınalar estirmiş, sadece iki sene yarışmasına rağmen tarihteki efsane yarış otomobillerinden biri olmayı başarmış, kurallar gereği belki de yarışacağı yer kalmadığı için zorunlu olarak Can-Am’a gelmiş, ama Petrol Krizi nedeniyle orada da aradığı rekabet ortamını bulamamıştır .

917 hikayesinin detaylarına indiğimizde ise ileriki dönemlerde yine bu köşede hikayesini anlatmaya çalışacağımız Ford GT40 olmadan belki 917’nin ortaya çıkamayacağını, GT40’ın varlığını ise aslında Ferrrari’ye borçlu olduğunu da ekleyip, işleri daha da karıştırmadan Can-Am’a kısa bir ara vererek Amerika kıtasını terk ediyor, Le-Mans’a doğru kısa bir yolculuğa çıkıyoruz.


Aslında belki her şey Porsche’un Le Mans’ı kazanma isteğiyle başladı. Le Mans’ı kazanmak için yanıp tutuşan kişi ise genç Ferdinand Piech’den başkası değildi. Ferry Porsche’un kız kardeşi Lousie’in oğlu olan Ferdinand Piech, Porsche’de görev almasından sonra gençliğinin tüm enerjisini şirkete yansıtmaya çalışmıştı.

Genç Piech’in göreve geldiği yıllarda Porsche’nin ne yaptığına bakarsak, 1963 yılı itibariyle 13 yıldır spor araba üretmekte olan Porsche, 356 modelinden 67.000 adet üretmesine rağmen yeni bir modele olan ihtiyaç yavaş yavaş ortaya çıkmaktaydı. Porsche’un 1962 yılında Formula 1 programı durdurulduktan sonra fabrikanın tüm gücünü yeni model olan 911’e aktarmasına rağmen yeni model birçok sıkıntı ile birlikte ortaya çıkmıştı. Ferdinand Piech 911’in yeni hava soğutmalı 6 silindirli motorunun tasarımında görev almış ve 911 dizayn işi tamamlandığında ise 1964 yılında 904 kodlu fiber gövdeli bir yarış arabasının tasarlanmasında görev almıştı. 1964 yılında Avrupa 2 litre GT sınıfında şampiyonluğu kazanan bu model sonrasında Piech şampiyonlukla gelen ilgiden etkilenmiş ve Porsche fabrikasının yarışlarla daha içi içe olması gerektiğine ve bu yolla adını geniş kitlelere duyurması gerektiğine dair fikirleri iyice gelişmeye başlamıştı.


Bu kapsamda çeşitli yeni yarış arabaları geliştirilmiş ve 1967 yılında Porsche 910 kodlu araçla Le Mans’a katılmıştı. Bu sırada FIA tarafından yapılan bir kural değişikliği Porsche’a aradığı fırsatı verdi. Yapılan değişiklikle 1968 yılından itibaren Prototip sınıfının motor hacminin maksimum 3 litre olacağı, Sports Car sınıfının motor hacmini ise 5 litre ile sınırlı olacağı ve bu sınıf için minimum 50 araba üretilmesi gerektiğine karar verilmişti. Sports Car sınıfında yapılan bu değişiklik özellikle fabrika takımları haricinde Ford GT40 ve LolaT70’lerle yarışan birçok takım için araçlarını daha uzun bir süre yarıştırma imkanı tanıması açısından önem taşımaktaydı.

Bu karar sonrası Porsche Prototip sınıfında yarıştırmak üzere yeni bir araba ve 3 litrelik bir motor tasarımına başladı. 908 kodunu alacak olan bu araç hava soğutmalı, 6 silindirli ve 320 beygir güç üreten bir motora sahip olacaktı. 5 litre hacimli bir makine yapma fikri Piech’in aklını kurcalamakla beraber, minimum 50 araba üretme şartı maliyetleri çok artırıyordu. Öte yandan aynı sınıfta olmasalar da Sports Car sınıfında yarışan GT 40’lar 3 litrelik motor kullanacak olan Porsche için genel klasmanda yarış kazanma yolunda en büyük engeli oluşturuyordu. Nitekim 1968 yılında sezonun son yarışı olan Le Mans’da Porsche 908’ler GT40’ları geçemeyince yarışı yine bir GT 40 birinci olarak bitirmiş ve bu birincilikle Ford üst üste ikinci kez GT40’la şampiyon olmuştu ve 1968 yılında şampiyonluk bekleyen Porsche için bu kötü bir sürpriz olmuştu. Üstelik kullandıkları teknoloji ve bütçeleri göz önüne alındığında, Piech Porsche takımımın çok teknolojik olmayan V8 motoruyla GT40 karşısında kesinlikle kaybetmemesi gerektiğini düşünüyordu.


İşte bu sırada FIA tarafından Sports Car sınıfındaki üretim adedinin 50’den 25’e indirilmesi Porsche için yeni bir başlangıcın işareti olmuştu. 25 araba üretmenin maliyeti de yüksek olmakla beraber Porsche arabaların diğer yarış takımlarına satılabileceğini düşüyordu. Bunu takiben 5 litrelik bir motorun ve 917 kodlu yeni arabanın tasarım çalışmaları başladı.

Mevcut 907 ve 908 kodlu arabalar Le Mans’da 188 mil civarı süratlere çıkabilirken yeni arabanın 240 mil civarı süratlere çıkması planlıyordu. Takım 1969 sezonunun başından itibaren bu yeni arabayı kullanmak istediği için motor dahil bir sürü yeni parçanın prototipi yoktu ve doğrudan 25 araba için üretime geçildi. 917 Sports Car sınıfında yarışacağı için 1969 yılının Mart ayında halka ve basına aynen seri üretim bir araba gibi tanıtıldı. Takip eden hafta takım 12 saatlik Sebring yarışındaydı ancak yarış ne yazık ki Porsche’un istediği gibi sonuçlanmadı, bir GT40’ın yine birinci olması yetmezmiş gibi Ferrari de 3 litre sınıfında yarışan yeni prototipini getirmiş, bu yeni araba ise ikinciliği kazanmıştı.

FIA ise daha önce hiçbir takıma yapmadığı bir uygulama yapıp, 25 arabanın da üretilmesini isteyerek Porsche için bir başka sıkıntı daha çıkarmıştı. Yoğun bir çalışma sonucunda 25 araba Le Mans test haftasına kadar üretildi, Le Mans’da 917 hem 5 litre sınıfının diğer yarışmacıları ile hem de 908’lerle mücadele edecekti. Le Mans testlerinde 917 216 millik bir maksimum sürate ulaşsa da yüksek süratlerde çok kolay kontrol edilemeyen bir araba oluşundan dolayı tur zamanları çok etkileyici değildi. Diğer yandan 908 daha az güçlü olmasına karşın kontrolü daha kolay bir araba olduğu için tur zamanları açısından 917’den çok yavaş değildi. Le Mans sürüşleri sonrası yapılan Brands Hatch yarışında Porsche Ferrrari’nin yeni prototipi 312’yi geçmeyi başardı ama bunu başaran yine bir 908 idi.

1969 yılında Spa’da 917 ilk defa yarıştı. Takip eden yarış olan Nürburgring’de ise 917 yine piste çıkarken podyumda yine 908’ler vardı. Ve sıra Le Mans’a gelmişti ama sonuç Porsche için yine felaketti, birincilik yine Ford GT40’ın olmuştu. Öte yandan 917 pilotu John Wolfe’nin yaptığı kazada hayatını kaybetmesi ise takım için ayrı bir üzüntü verici olay olmuş, takımın morali daha da bozulmuştu.

Bu arada bir parantez daha açıp John Wyer’dan söz etmemiz gerekiyor. 1947 yılında Aston Martin takımında çalışan Wyer, Aston Martin’in genel müdürü olduktan sonra 1964 yılında İngiltere’de Ford Advanced Vehicle Operation’ın oluşturulması ile ilgilenmeye başladı ve sonuç Ford GT40’dı. 1967 yılında Ford Advanced Vehicle Operation’ı satın alan Wyer 1966 yılında Gulf Oil’i de sponsor olarak yarışlara girmesi konusunda ikna etti. Gulf renklerinde yarışan GT40’lar başarıdan başarıya koşarken Wyer yarış arabalarının geliştirilmesi konusunda ve yarış takımı idaresi konusunda ciddi tecrübeler edinmiş oldu.

Sebring yarışından bir gün önce 1970 ve 1971 yıllarında birlikte çalışmak üzere Porsche takımından Wyer’e teklif götürüldü, ve ertesi gün Gulf GT40’ları Porsche’u i bir kez daha geçtiler. Wyer ile anlaşmanın sağlanması sonucunda 1969 yılı sonunda Porsche takımı yarışlardan çekildi ve 1970 sezonundan itibaren Wyer yönetimindeki Gulf Porsche takımı pistlerdeki yerini aldı.

Porsche’un yüksek süratlerdeki stabilite sorunu Wyer’in GT40 ile yaşadığı tecrübeler ışığında daha hızlı bir şekilde çözüldü. GT40’ın yüksek süratlerde benzer sorunlar yaşamış olması nedeniyle Wyer konu hakkında gayet tecrübeli idi ve iki eski rakibin ilk başlarda anlaşması çok da kolay olmasa da sonuç herkesi tatmin edecekti.

Porsche’un diğer rakiplerine de göz atacak olursak, 1970 sezonunu öncesinde Enzo Ferrari şirketteki hissesini Fiat’a satmış ve sadece yarış takımının başında yer alma yönünde bir karar almıştı. Yarış takımının ilk planlarından biri ise Porsche’a rakip 5 litre bir yarış arabası yapılmasıydı.

Yarışmakta olan Ferrari 312’ler motorları Formula 1’den alınma olduğu için endurans yarışlarının zorlu koşullarına dayanmakta zorlanıyorlardı. Bu nedenle Ferrari 512 geliştirildi. 917 ile kıyaslandığında 917’nin 800 kg olan ağırlığına karşın 512 880 kg idi. Motor olarak kullanılan 6 litrelik 60 derecelik V12 ise Ferrari’nin Can-Am’da kullandığı yarış arabasından alınmıştı. Bu motorun gücü ise 550 hp idi.

1970 sezonunu başında Porsche fabrikası 3 917’yi Slough’da Wyer’ın JW Automotive garajına gönderdi ve takımın arabalara alışmasına sağlamak adına bu arabalar baştan aşağıya sökülerek tekrar monte edildi. JW Automotive ekibi GT40’lardan elde ettiği tüm yarış tecrübesini Gulf 917’lerine aktarmaktaydı.


Gulf 917’lerinin başındaki dertler sadece Ferrari ile sınırlı değildi. Diğer bir Porsche takımı olan Porsche Salzburg daha önceki sezonlarda 908’lerle bazı yarışlara katılmış olsalar da yeni sezonda 917’lerle yarışacak olmaları Gulf takımı üzerinde Porsche’nin ciddi bir baskısı olduğunun işaretlerinden biriydi.

1970 sezonunda Gulf Porsche takımı Jo Siffert and Brian Redman ikilisinde kullanımında bir araç ve Pedro Rodrigez ve Leo Kinnunen ikilisinin kullanımında bir diğer araç olmak üzere iki 917 ile pistlerdeki yerini aldı. 1970 sezonunun önemli olaylarında biri de aktör Steve Mcqueen’in yeni filmi “Le Mans” için çekimler yapmak üzere pistlerde boy göstermeye başlamasıydı. Tecrübe kazanmak amacıyla bazı yarışlara katışan Mcqueen sürücülük yetenekleriyle birçok yarışçı hayrete düşürmüştü.

Bu arada gayet çekişmeli geçen Daytona yarışı Gulf takımından Rodrigez-Kinnunen ikilisi tarafından kazanılmış, takip eden yarış olan Sebring’de ise birinci olan araç Ferrari 512 olmuştu. Sebring yarışıyla ilgili ilginç detaylardan bir tanesi de sürücülerinden birinin Steve Mcqueen olduğu bir Porsche 908’in yarışı uzun süre ikinci olarak götürmesi, birinci sıradaki 917’nin yarış dışı kalması sonucu kısa bir süre için birinci olmasıdır. Ferrari sürücüsü Andretti tecrübesi sayesinde bir Hollywood yıldızının birinci olmasına izin vermemiş, ama Mcqueen de finish çizgisine birinci olan Ferrari’den sadece 22 saniye sonra gelerek beklenenin çok üstünde sürücülük yetenekleri olduğunu göstermiştir.

Porsche içinde ise Salzburg takımı ile Gulf takımı arasındaki çekişme Monza yarışı öncesinde tekrar ortaya çıkmıştı. Fabrika 4.9 litre hacminde yeni bir motor yapmış ama Gulf takımının patronu Wyer denenmemiş bir motorla yarışma riskini almamıştı. Gulf 917’leri 4.5 litrelik eski motorlarıyla yarışmaya devam etmiş ancak Salzburg takımının 917’leri yeni motorlarla piste çıkmıştı. Gulf 917’lerinden daha hızlı olan Salzburg takımının 917’si lastik patlaması nedeniyle yarış dışı kalmış ve Gulf takımı Ferrari’leri geçerek birinci olmuştu. Ama sıralamada Gulf 917’sinin peşinden gelen üç aracın Ferrari olması zorlu rekabet şartlarını göstermesi açısından düşündürücüydü.

Öte yandan Spa yarışında Rodrigez Gulf 917 ile aynı yılın F1 arabalarından 14 saniye daha iyi bir tur zamanı elde ederek işlerin yoluna girmekte olduğuna dair çok önemli bir işaret verdi.


Le Mans’da yarışacak araç konusunda ise tartışmalar devam etmekteydi, Porsche fabrikası tarafından hazırlanan 917’nin long tail versiyonu maksimum süratte 25 millik bir artış getirmesine karşın, pistin geri kalanında vakit kaybına neden olabileceğinden Wyer daha önce GT40 için kullandıkları rüzgar tüneli testlerini 917 için kullanıp arkaya yapılacak küçük bir kanatla sürtünme katsayısını 0.447’den 0.443’e düşürmüş ve bu yolla kendi dizaynının kullanılmasını sağlamıştı. Fabrika içinde de Porsche tasarımcıları ve Wyer ekibi arasında da bir yarışma varken, pistlerde 917’nin en büyük rakiplerinden biri 908’di.

Bunun sonucunda Gulf takımı Le Mans’a kendi tasarladıkları kanadı taşıyan eski gövdeli bir 917 ile, Salzburg takımı ise fabrikanın yeni tasarladığı uzun gövde ile yarışacağını açıkladı. Her iki takımda yeni 4.9 litrelik motoru kullanacaklardı. Le Mans’a Salzburg takımı adına ayrıca Dickie Attwood ve Hans Herrmann sürücülüğünde 4.5 litrelik eski motorla katılan eski gövdeli bir 917 ve Martini takımı adına Gerard Larrousse ve Wili Kauhse sürücülüğünde bir uzun gövdeli 917 de katılıyordu. Martini takımının arabası özellikle gövdesinin değişik mavi yeşil rengi ile dikkat çeken bir araç olmuştu. Ferrari tarafında ise Le Mans kadrosu 11 adet 512’den oluşmaktaydı. 1970 Le Mans yarışı Mcqueen’in aynı adlı filminde kullanılacak görüntülerin kaydedildiği bir yarış olarak bolca kameranın olduğu bir yarış olarak da dikkat çekecekti.


1970 Le Mans yarışının bir diğer özelliği ise eskiden beri uygulanmakta olan sürücülerin startla beraber arabalara koştuğu start şeklinin son bulması idi. 1970 yılında start sırasında sürücüler arabaların içinde oturuyordu ve startla beraber arabalarını çalıştırarak yarışa başladılar. Takip eden yıllarda ise bu yöntemden de vazgeçilerek tamamen hareketli starta geçiş yapıldı.

Le Mans’da yarış sırasında neler olduğuna bakacak olursak, starttan itibaren yarışı Salzburg takımından Elford önde götürmüş, Mulsanne düzlüğünde 238 mil gibi yüksek bir sürate çıkmayı başarmıştı. Gulf takımından Siffert ise Elford’un peşinden gelmekteydi. Yağan yağmurla birinciliği ele geçiren Siffert motorunu patlatınca yarış dışı kaldı ve Elford tekrar birinciliği ele geçirdi. Ancak patlayan lastiği ile yavaşlayan Elford birinciliği bir Ferrari 512’ye kaptırmış, Jacky Ickx tarafından kullanılan bu Ferrari de kaza yapınca Attwood ve Herrmann sürücülüğündeki 23 kapı numaralı 917 birinciliği ele geçirmişti. İkinciliğe ise Martini takımının 917’si yerleşmiş ve yarış bu şekilde sonuçlamıştı. Üçüncülük ise bir Porsche 908 tarafından kazanılmıştı.

Yarış sonunda Porsche 19 yıldır beklediği Le Mans’da tarihteki ilk birinciliğini elde etmiş oldu. Ancak yarış öncesi kullanılacak motor gövde tasarımları için takımlar ve sürücüler arasında yaşanan tartışmaların aksine birinci olan aracın diğer sürücüler tarafından belki de yarış sırasında en yavaş 917 olacağı düşünülen eski gövdeli ve 4.5 litrelik motoru taşıyan bir araç olması ilgi çekiciydi. Öte yandan deneme sürüşleri sırasında bu araç beklendiği gibi hızlı olamamış ve sıralamada 18. ve 20. sıraların üstüne çıkamamıştı.

Bunun en büyük nedeni de diğer 917’lerin aksine bu aracın eski 4 ileri şanzımanı kullanması ve bu şanzımanın birinci vitesinin motorun torkuna dayanamadığı için 5 ileri şanzımanlı araçların aksine viraj çıkışlarında birinci vitesi kullanamamasıydı.

Porsche Le Mans zaferinin tadını çıkarırken takımlar dört hafta sonra kuzey Amerika’da yapılacak Watkins Glen yarışına hazırlanıyorlardı. Bu da 917’lerin Can-Am yarış arabaları ile ilk defa karşılaşacak olmaları açısından önem taşıyan bir yarıştı, bir sonraki yazımızda 917’lerin 1971 yılı içerisinde yaptıklarını inceleyip rotamızı tekrar Can-Am’a çevirmiş olacağız.

Okunma: 4667
Yazarın diğer yazıları
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Klima kullanırken yaşanabilecek sorunlar
Klima gazını kompresörden sistemin içine ileten borular, kauçuk esaslı malzemeden oluşur. Rekor bölümleri presli çelikten oluşan borularda zamanla meydana gelebilecek yırtılma ve delinmeler gazın dışarı sızarak soğutma işlemini tam..