Bir sanat eseri olarak otomobil..
Hasan Yurdakul

10.12.2010 - 09:11
20. yüzyıl teknoloji ve hızın yüzyılı olarak anımsanacaktır. 19. Yüzyılda sanayi ve sanat alanında yapılan devrimlerle başlayan gelişme, 20. Yüzyılın ikinci yarısında baç döndürücü bir boyuta ulaştı, özellikle teknoloji bu yüzyıla damgasını vurdu. Teknolojinin getirdiği hız, otomobil ve uçakla simgelenebilir.

20. yüzyılda sanat alanında da teknolojiye koşut gelişmeler yaşandı. Fotoğraf ve sinema, bu yüzyılda sanat kolları arasına girdi. Resim sanatı da 20. Yüzyılda tema, üslup ve teknik açıdan çok çeşitlendi; 19. Yüzyılda başlayan Empresyonist ve Ekspresyonist akımlar eklendi. Bu çeşitliliği heykel sanatında da görebiliriz.

Peki, hızın simgesi olan ve hayatımızda “hareket serbestisi” ( mobility) sağlayan otomobil bir sanat eseri olarak düşünülebilir mi? Bu sorudan yola çıkarak otomobil ve halihazırdaki sanat kolları arasındaki paralelliğe göz atalım ve bir karşılaştırma yapalım.

Otomobili iki boyutlu görmek ve değerlendirmek gerekir. Birinci boyut, tekniktir. Otomobilin yürür aksamı; motor, şanzıman, diferansiyel, süspansiyonlar frenler ve şasiden oluşur. Bu bölüm tamamen teknik bir ekip tarafından geliştirilir. Buna “otomobilin tasarımı” denir. Bir otomobilin mekanik bölümünün sıra dışı ve mükemmel olması bir “sanayi sanatı” olarak değerlendirilebilir. İkinci boyut otomobil karoseri yani dış gövdesiyle ilgilidir. Karoserin formunun belirlenmesine “stillendirme” (styling) denir. Bu kısmı yaratan kişiler, genellikle sanat eğitimi almış yada sanatın içinde olan kişilerdir. İtalya, İngiltere ve ABD’ deki üniversitelerde otomobil tasarım ve stillendirme bölümleri vardır.

Bir resim veya heykelin yapımına bir sanat eseri yaratmak üzere başlanır. Bu eserler, yaratılma süreçlerinde sürekli değişim, dönüşüm halinde olurlar, yani bir anlamda “hareketlidirler”. Ama bittikleri anda durağanlaşırlar. Sergilerde izleyicinin beğenisine ve satışa sunulur, müzelerde saklanırlar. Otomobil ise gündelik bir işlev için tasarlanır. Beğenilmesi yine çok önemlidir ama bir sanat eseri gibi ölümsüzleşmek üzere tasarlanmaz. Hatta tasarımları, yeni modellere yer açmak üzere belli bir zaman dilimi için geçerli olur. Otomobil, resim ve heykelden farklı olarak, bittikten sonra da hareketliliğini sürdürür, sürücüsüne de hareket kazandırır.

Ressam veya heykeltıraş, eserini yaratmadan önce bir konu seçer ve onu istediği gibi işler. Ancak bir konu veya bir portre siparişi varsa konu bellidir, tarz ise sanatçıya kalmıştır. Otomobil seri olarak üretildiği gibi, sipariş üzerinde de yapılabilir. Bu sipariş 1930’lu yıllarda özel karoser sanatçılarına yaptırıldı. O zamanlar Fransa bu alanda liderdi. Tek tek özel siparişlerle yapılan arabaların hepsi bugün özel koleksiyonlarda ve müzelerde yer almaktadır. Yine o dönemde Fransız ve diğer Avrupalı aristokratlar, Pazar günleri Paris yakınlarındaki hipodromda at yarışlarına giderlerdi. Çok yakındaki bir bulvarda karoser yapımcıları ve sitilistler bulunurdu. Bu sitilistler, tasarımcıları (şasi ve motor aksamı) Rolls Royce, Dalage, Delahaye, Hispano-Suiza, Bugatti , Bentley tarafından üretilen arabalara isteğe göre karoser yaparlardı. Bu karosercilerin en ünlüleri Henri Chapron, Figoni ve Falaschi, Franay, Saoutchik ve Pininfarina gibi isimlerdi. Bu arabalar tamamen sanatsal amaçlarla ve tek olarak imal edilirlerdi. Yapıldıkları gün bir klasik olurlar ve koruma altına alınırlardı. Bunlar fabrikalarda üretilen otomobillerden çok farklı ve “kişisel” olurlardı. Parisli bir modacı, ısmarladığı Bugatti arabaya yalnız gündüz gezmek için bindiğinden dolayı far koydurmamıştı örneğin. Siyam Kralının Fransız sanatkar Jacques Saoutchik’e yazdığı sipariş mektubu pek ünlüdür: “ Üç arabaya ihtiyacım var: Biri gezmek, biri operaya gitmek, biri de eşim için. En iyisini yap ve faturayı yolla.” Kısaca, otomobil sanata en çok yaklaştıran veya sanat yapan gelişmeler, 1930’lu yıllarda ortaya çıkmıştır.

Öte yandan otomobil, genellikle seri üretici için yapılır ve bir film senaryosu gibi uzun detaylı bir hikayesi veya sipariş formu vardır. Bu; pazarlama, üretim, mali bölümlerin taleplerinin birleşiminden oluşan bir senaryodur. Büyük projeli bir filmin ekibi kadar kalabalık bir ekip bu otomobili yaratmak için işe koyulur ve bu senaryonun baş oyuncusu otomobilin kendisidir. Seri biçimde ama kısıtlı sayıda üretilen bazı otomobil modellerinin de kamuoyu tarafından sanat eseri olarak kabul edildiği görülmüştür. Ferrari Dino, Ferrari 250 GT California Spyder, Mercedes 540K ve Mercedes 300SL, Jaguar XK140, Lamborghini Miura böyle modellerdir.

Resimde veya heykelde olduğu gibi bir otomobilde de standartlar ve güzellik ölçüleri vardır. Bir tablo nasıl form balansı, renk uyumu ve ışık etiketleri açısından ele alınıyorsa, otomobil de belli ölçütler üzerinden değerlendirilir.Otomobil bir orantılar bütünüdür. Burnu, motor kaputu, yolcu bölümü ve bagajı ince orantılarla veya denge, arabanın tipine göre değişir; spor üstü açık veya iki kapılı coupe’lerde farklı, dört kapılı binek arabalarda farklıdır. Ama bazen bu oranlar tasarımcı ya da stilist tarafından bozulur. Tıpkı ekspresyonist resimde olduğu gibi.Çamurluklar şişirilir, kaput bölümü uzatılır ve benzeri sıra dışı dokunuşlarla farklı bir ifade yaratılır. Bunlardan hareketle, otomobil yürüyen bir heykel veya tablodur, diyebiliriz. Otomobillerde dengenin/orantının yanı sıra bombeler (yuvarlak hatlar), ışığı yansıtan kordonlar, kaporta üzerindeki net çizgiler de çok önemlidir. Form, zamanın sosyal hayatını doğrudan yansıtır. 1940 öncesinin Amerika’sında “Gatsby günleri” diye anılan parlak ekonomik süreç gösterişli, rengarenk Cadillac’ları, La Salle’leri , Packard’ları yaratmıştır. 1970’ lerdeki benzin sıkıntısının İngiltere’ de Mini’yı yarattığı gibi…

Otomobilin görünümü dışında bir de sesi, gürültüsü vardır. Yapımcı bunun üstünde çok titizlikle durur. Otomobilin sesi, onun karakterini yansıtır. Gücünü, hız kabiliyetini belli eder. Bu ses ve melodi, bir operadaki Ieitmotiv gibidir. Leitmotiv’in operada her çalındığında belli bir olayı veya şahsı hatırlatması gibi, bir otomobilin sesinin değişimleri de vites ve sürat değişikliğini belirtir. Motor en üst gücünde çalıştığında sesi o kadar artar ve belirginleşir ki, o otomobil performansının zirvesine çıkmıştır artık. Tıpkı operaların bel-canto’su gibi. Dünyanın en ünlü orkestra şeflerinden Herbert von Karajan, sahip olduğu 12 silindirli Ferrari hakkında Enzo Ferrari’ye “Bu arabanın 12 silindiri ve sesi Berlin Filarmoni Orkestraı’nın uyumunu anımsatıyor”demiştir. Japonya’da Mazda MX5 yapılırken egzoz sesi için Sony’nin ses teknisyeninin kullanılmış olması bir başka ilginç anekdot.

Söylentiye göre, film yapımcıları “dünyaya bir şey olursa bizden sonraki insan nesli de görsün” diye 100 filmi saklamışlar. Varsayalım her şey yok oldu ve bundan 500 sene sonra o filmlerden biri, bir Van Gogh tablosu ve bir de çalışır durumda bir otomobil insanların eline geçse , acaba hangisi onlara daha çok heyecan verir ve eski medeniyeti daha iyi temsil eder?

Karar o insanların..

Okunma: 9219
Yazarın diğer yazıları
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Klima
Otomobil kliması bir şömine kadar performanslı olabilir mi? Ya da bir buzdolabı kadar soğuk hava üretebilir mi? Günümüzde geliştirilen yeni iklimlendirme teknolojilerle ile otomobillerin içinde de dört mevsimi aynı anda yaşamak mümkün.Otomobil..