Ve bir gürültü koptu...
Mustafa Uyal

08.03.2010 - 14:48

Hangimiz bir trafik kazasını üzüntüyle anımsamayız. Hangimizin bir yakını trafik kazası nedeniyle yaralanmadı veya ölmedi. Özellikle kişisel hesabınızı çıkarttığınız zaman çok acı bir istatistikle karşılaşacağınız hemen hemen kesindir. Ne yazık ki, uçup giden yakınlarımız. çekilen acılar, kaybolan değerler yukarıdaki buz gibi kelimenin, yani istatistiklerin içine girmekten başka bir işe yaramıyor. Nerede, ne zaman, nasıl olursa olsun bu kazaların ortak özelliği geride hep gözü yaşlı insanlar bırakmaları. Ama bazı kazalar var ki, tarihin akışını değiştiriyor ya da yıllar sonra bile soru işaretleriyle hatırlanıyor,

Günümüzde trafik terörünü durdurma adına ciddi olarak ayağa kalkan kişiler ve grupları duyuyor, gösterilen tüm bu çabaları alkışlıyoruz. Tabii ki alkışlamak yetmez. Bunun gerçek anlamda ve herkes tarafından desteklenmesi gerekir. Çünkü tarih bu tür milli hale gelmiş facialar karşısında ancak birlik olarak başarıya ulaşılabildiğini gösteren örneklerle dolu. Desteklemek için zamanınız, paranız veya herhangi bir anlamda olanaklarınız kısıtlı olabilir ancak bunlar sizi durdurmamalı. Sadece şunu düşünün; trafik terörünü engellemek için tek bir silah vardır: Eğitim. Bunu bir kişiye bile verebiliyorsanız verin. Kafasını okşadığınız her çocuğa ufak tefek mesajlar vermek; örneğin trafik ışıklarının manasını sormak, bilmiyorsa öğretmek 5 dakikanızı alır ve bunu lütfen yapın. Tanıdığınız tüm anne ve babalara, otomobiline bindiğiniz her arkadaşınıza bu tür bir davranışın belki de onların çocuklarını bu canavardan kurtaracak bir kelime öğretebileceğini anlatın. Bu küçük çabaların daha organize olan uzun soluklu projelerin atacağı adımları hızlandırabileceğini unutmayın.

Bu cümleler bizim istatistik diye adlandırılan trafik kazalarından dolayı tattığımız acılara karşı tepkilerimizin bir tür yansıması. Ama bu tür istatistiki olayların ortak özelliği, ateşlerin kısa bir sonra sadece düştüğü yeri yakmaya devam etmesi ve unutulmaları. Halbuki otomobilin yüz yıllık tarihine şöyle bir bakınca unutulmayan ve unutulmadıkları gibi daha uzun süreler tartışacakları kesin olan bazı kazalar var. Biz biraz da bunlara ve bıraktıkları izlere bakalım istedik.

Bu laftan sonra aklınıza ilk gelen hangisi oldu bilemeyiz ama Türkiye'de yaşadığımıza göre ilk önce Susurluk Kazası, bir ihtimal de Galler Prensesi Diana'nın hayatını kaybettiği kaza ilk akla gelenler olmuştur diye tahmin ediyoruz. Bu ikisinin ortak özellikleri fazla olduğu için yan yana koyalım. Birinci benzerlik iki kazanın baş rolünde de motor ve ekipman seviyeleri ayrı da olsa o günlerde dünyanın en güvenli otomobillerinden biri olduğu kabul edilen Mercedes S Serisi'nin bulunmasıydı. İkinci enteresan benzerlik, iki otomobilde de ön yolcu koltuğunda oturan kişilerin haricindekilerin ölmeleriydi. Üçüncüsü, her iki otomobilin içinde de onaylanmayan ilişkiler içindeki insanların olmasıydı. Dördüncüsü, iki kazada da aşırı sürat ve sürücü hatalarının bulunması; beşincisiyse, her iki kazanında bir anlamda deprem yaratması, arkalarında koyu bir sis perdesi, ağır suçlamalar ve toplumda derin izler bırakmasıydı.


Paris kazasında, tüm dünyanın mutsuz prensesinin beklenmedik sonuna ağlanmasından başka şeyler de oldu. İngiltere'de bu kazadan sonra Prens Charles'ın krallığı tartışmaya açıldı. Hatta tehlikeye bile girdi denilebilir. Halk ilk kez kraliyet ailesine karşı açık tavır alarak Diana'nın geri alınan unvanını verdirmek ve ondan esirgenmek istenen devlet törenini yaptırmayı başardı. Sadece Kral öldüğünde inen bayrakları yarıya indirtti. Mısırlı olarak Harrod's Mağazası gibi bir İngiliz kurumunu ele geçirdiği için dışlanan Fayed, yavaş yavaş yükselen bir değer olmaya başladı. İçeride kesinlikle fotoğraf çekmenin yasak olduğu Harrod's Mağazası'nda, Diana ve Dodi'ye ayrılan kısımda fotoğraf çekmek serbest bırakıldı. Bu olayı irdeleyen dolayısıyla monarşiyi, başbakan Blair’i mercek altına alan ve başrol oyuncusu Helen Mirren’a Oscar kazandıran filmler çekildi. Bunlar bizim açımızdan bakıldığı zaman, pek hayati konular gibi gözükmese de, İngiltere gibi sorunlarının çoğunu geleneklerine bağlayarak çözmüş ülkelerde ciddi sonuçlar olarak algılanıyor.

Susurluk Kazası'nın boyutlarını bir dereceye kadar hepimiz biliyoruz. Ama kısaca özetlersek politika ve suç odakları arasındaki ilişkileri ortaya çıkarması, bazı politikacıların, emniyet mensuplarının ve işadamlarının sevimsiz ilişkilerini ve manipülasyonlarını açıklaması ve bağlantılı olarak birçok organize suç örgütünün çökertilmiş veya varlığının farkedilmiş olması bu kazanın en çarpıcı izleri.

Resmi geri çevirelim, Eğer Paris Ritz Oteli'nin şoförü Maurice Henry o gece alkol almadan otomobili kullansa, her ciddi profesyonel gibi paparazzilerin takip baskısına direnip sürat yapmasa ne olurdu? O Akşam için hiç, sadece Dodi ve Diana'nın daha fazla resimleri yayınlanırdı, o kadar. Ama ya sonra bu ilişki devam etseydi ne olurdu. Mesela Diana ve Dodi evlenseydi, Diana’nın Dodi Fayed den de çocukları olsaydı. Yarının İngiliz kralının üvey kardeşi bir Müslüman ve Mısırlı olacaktı , İngiliz makamlarının yıllardır vatandaşlık vermeyi reddettiği Mohammed El Fayed in torunları hem de yüksek dereceli akrabalıklarla İngiliz vatandaşı olacaklardı. Harrods Mağazası tekrar İngiliz olacaktı. Ama bunları bir tarafa bırakın belki de Diana nihayet mutlu olacaktı..Yani vah Diana... Ama diğer resim galiba çok farklı. Ya meşhur kamyon ve sürücüsü benzin istasyonundan yedek havaalanı tabir edilen yola bir dakika sonra çıksaydı ne olacaktı? Onu bilemiyoruz ama Görünen o ki o Mercedes’ten yollarımızda daha çok var.

Burada dünyayı kazalarda gezmeye başlamakta fayda var. Mesela Amerika'da hangi kazalar fren izlerinden başka izler de bırakmış? 1955 yılında James Dean'in o zamanlar ıssız Salinas yolunda Porsche Speedster'ıyla hızla giderken o anda, o yolda olan belki de tek otomobille çarpışarak hayatını kaybettiği kaza öyle toplumsal boyutlara varan bir iz bırakmadı; ama James Dean kısacık kariyerine sığdırdığı dört film ve hiç değişmeden kalan genç, asi, yakışıklı aktör olarak efsane oldu. Filmleri hala TV'lerde oynuyor, bazıları James Dean'in isim ve görüntü haklarından dolayı servetler kazanmaya devam ediyorlar ama o yok. Peki olsaydı ne olurdu? Acaba James Dean kötü bir şekilde yaşlanmış bir aktör olarak hala gözde olur muydu, bir dizide büyükbaba rolü almaktan mutlu olur muydu? Yoksa alkol ve uyuşturucu yüzünden her şeyini kaybeden biri mi olacaktı, bilinmez.


Yakın zamanda gene anlamsız bir kazada elimizden kayan bir yıldız oldu. Bariş Akarsu’dan bahsediyoruz. Sürmeli gözleri ve uzun saçlarıyla fizik olarak “Karayip Korsanları”ndaki Johnny Depp gibi duran, bir yarışma ile atıldığı sanat dünyasında sevimli, mütevazi ve iyi çocuk görüntüsüyle yavaş yavaş ama sağlam ilerleyen genç sanatçı bir anlık hata sonucu uçtu gitti. Arkasında abartmadan söylemek gerekirse gözü yaşlı bir millet bıraktı diyebiliriz. Bu Sayın Ertuğrul Özkök’ün o günlerde kaleme aldığı köşe yazısında yazdığı gibi arkasında tıpkı James Dean, gibi bir “beautiful boy” (güzel delikanlı) imajı bırakan ve daima genç (forever young) kalacak kurbanıyla hep belleğimizde olacak bir kaza ama aslında son yıllarda türk futbolunun taçsız kral'I Metin Oktay, Denizlisporlu Doğan Seyfi, Samsunsporlu Mete Adanır gibi birçok sporcu ve bir çok genç sanatçımız trafik kazalarında kaybolup gitti. Büyük yetenek Uzay Heparı'yı kör noktalı bir üst geçitte motorsikletinin üzerinde, Kerim Tekin ve Ajlan Büyükburç'u otomobilleriyle konserlerinden dönerken Anadolu yollarında, Komik grup Vitamin'in en sempatik üyesi Gökhan Semiz'i şehir içinde anlamsız bir kazada kaybettik. Çok daha önceleri ülkemizin o zamalar çok gözde Grubu "Beyaz Kelebekler" bir turne dönüşü grubun önemli bir kısmını arkalarında bırakmıştı. Ülkemizde gerçekten iz bırakan kazalarda Türkiye'nin yetiştirdiği en üretken insanlardan birisi olan Adnan Kahveci basit bir işaretleme hatası yüzünden eşiyle birlikte ölmüştü, yine önemli eğitimci ve politik şahsiyetlerden Prof. Dr.Tevfik Ertüzün bugün hala kimsenin çözemediği emniyet şeridi ihlali kurbanı olmuştu. Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi mimarlardan birisi olan eski Ankara Belediye başkanı Vedat Dalokay'ın sürat ve her yaz onlarca kazaya yol açan yol inşaatlarından birinin kurbanı oldu. Bu olayları hatırlıyor, bu insanların ve ismini anımsamadığımız nicelerinin bırakacakları çok daha önemli eserlerin bu kazalarla birlikte doğmadan kaybolduklarım acıyla düşünüyoruz.

Bu denli acıya karşın kısa ve etkisiz yepkileri olan toplumumuza karşın başka bir milletin bu tür sosyal sıkıntılara sessizce nasıl müdahele edebileceği ve nasıl tavır alacağının bir örneğini vererek devam edelim. Kennedy ailesinin Amerika'nın gelmiş geçmiş en etkili ailelerinden birisi

olduğunu biliyoruz. Baba Joseph Kennedy inanılmaz İrlanda inadı ve girişimciliğiyle siyaset sahnesine dalıp bu ailenin veya hanedanın temellerini attığında, büyük bir olasılıkla önce kendisinin sonra dört oğlunun da siyasete girmesini planlamıştı ama bu kadarını herhalde kendi bile düşünememişti. Büyük oğlunu savaşta kaybettikten sonra 2 numara John F. Kennedy, Amerika Başkanı oldu. 1963 yılında Dallas'ta bir suikasta kurban gittiğinde kardeşi Robert Kennedy Adelet Bakanıydı. O da cumhurbaşkanlığı için en büyük adayken 1968 yılında bir suikasta kurban gidince gözler en küçük kardeş Ted (Edward) Kennedy'ye çevrildi ama onun için işler beklenildiği gibi gitmedi. Bir gece bir eğlenceden dönerken, içkili olduğu tahmin edilen Ted Kennedy'nin kullandığı otomobil Chappadaquick yakınlarında bir ara yolda bir dere üstündeki köprüden uçtu ve Kennedy'nin yanında oturan Mary Jo Kopechne adlı genç kadın boğularak öldü. Kadın Kennedy için çalışan memurelerden birisiydi ve o gece neden beraber oldukları hiç açığa çıkmadı. Bu kazada yara almadan kurtulan; fakat Kopechne' ye yardım etmeden kaza yerini terkeden Kennedy, herhangi bir sabit suçu bulunamadığı halde Amerikalı seçmenlerin gözünde hiçbir zaman eski yerini alamadı. Amerikalılar, İkinci Dünya Savaşı sırasında komuta ettiği PT 109 isimli devriye botu batırıldığı zaman komutasındaki erleri sığındıkları ıssız adadan kurtarmak için her gün 20-30 km yüzerek yardım arayan ve gelmiş geçmiş en çok sevilen 3 başkan arasında gösterilen John F. Kennedy gibi bir başkanın kardeşi olsa bile, bir kadını su içinde bir otomobilde bırakan bir adamı asla affetmediler. Bu bir ülkenin bir ihtimal kaderini değiştiren bir kaza olmuştu. Aydın Menderes'in tam muhafazakar sağın liderliğine soyunduğu sırada geçirdiği ve sonucunda aktif politik hayatını derinden etkileyecek izler bırakan kaza da bu tür bir kaza olarak adlandırılabilir mi? Aydın Menderes Türkiyede belli bir toplumsal uzlaşmanın mimarlarından biri olabilir miydi? Kim bilir?

Gelelim şaibeli veya üzerinde çok konuşulan başka kazalara. Amerika'da Marilyn Monroe fırtınası eserken hemen hemen tüm filmciler bu efsane sarışına bir alternatif bulmaya çalışırlardı. Bunun ne kadar işe yaramaz bir çaba olduğunu bugün alamayanımız yok. Varsa da herhangi bir Marilyn filmini izlememiş veya bir Marilyn Monroe şarkısı dinlememiştir o kadar. O hakikaten başkaymış ama o arada filmcilerin yarattığı bir alay yıldızcığın arasında öne çıkanlar Mamie van Doren. Kim Novak, Jane Mansfield gibi sarışınlar olmuştu. Marilyn Monroe'nun şaibeli intiharından sonra ortaklıkta bu yarışın Kim Novak'la, Jane Mansfield' in arasında geçeceği ve bu yarışı göğüs farkıyla (!) Jane’in kazanacağı tahmin edilirken beklenmedik bir kaza Jane Mansfield'i feci bir şekilde hayattan kopardı. Jane Mansfield'in ve çocuklarının içinde olduğu otomobil otoyol korkuluklarına çarpmıştı ve bariyerler otomobilin içine girerek Mansfield’i öldürmüştü. Arkada uyuyan çocuklar ise kurtulmuştu.Bugün televizyon dizisi Special Victims Unit te başrol oynayan Mariska Hataway işte o çocuklardan birisi yani Jane Mansfield’ın kızı. Bu kazadan yıllar sonra Türkiye'de Esengül isimli güzel sarışın şarkıcımız da hemen hemen aynı şekilde bir kazada öldüğü zaman, bu iki kaza arasında korkuluklara çarpma ,önde oturan her iki yıldızında başlarına aldıkları darbeler nedeniyle ölmeleri gibi aslında çok gereksiz benzerlikler kurulmuştu. Aslında gerçek benzerlik her iki yıldızın da çok güzel olmaları,bunun farkında olmaları ve tavırları, havaları, başlarına buyruk tarzlarıyla etraflarını birbirine düşüren hayat tempolarıydı.Bu yüzden her iki kazanın da “ayarlandığı” söylentileri hem Amerika’da hem de yıllar sona Türkiye’de ayyuka çıkmıştı.

Monaco Prensesi Grace Kelly kızı Stephenie'yle Nice yakınlarında Rover marka otomobiliyle şarampole uçup hayatını kaybettikten sonra bütün dünya ağlamıştı. Grace, çekicilik, rafinelik. elegans anlamlarındaki ismini belki de en güzel taşıyan kişilerden biriydi. Bir peri masalının kahramanlarından biriydi. Son anlarında otomobili ehliyetsiz Stephanie'nin değil kendisinin kullandığını söylediği yazıldı. Acaba ne demeye çalışıyordu? Gene isminin çağrıştırdığı son bir kez kutsal annelik görevi mi yapıyordu? Bunları bilemeyiz ama Grace Kelly'nin ölümünden sonra Monaco Sarayı'nın mutluluğunun dağıldığını o kentte hüzün bulutunun çöktüğünü ve özellikle annesiyle o kazayı paylaşan Stephanie'nin hayata ve kendine karşı acımasız bir sertlikle yaklaşarak sanki kendi kendini yok etmeye çalışır gibi yaşadığını magazin basınından adım adım izledik. O zaman saray da olsa bir yuvada dişi kuşun önemini tekrar kavradık mı dersiniz?


Otomobil dünyasının vazgeçilmez bir parçası olan yarışlara gelince, bu arenada kazaların genel atraksiyonun bir parçası olduğunu düşünenler çoğunluktadır ama buna rağmen otomobil camiası hiçbir zaman kazalara işin bir parçası olarak bakmaz ve buna asla alışmayacaktır. Yarışlarla ilgili kazaların özellikle ikisinde hala anlaşılamamış ve içinde çapanoğlu aranan gerçekler vardır,

Birincisi, dünya şampiyonlarından Jim Clark'ın 1968'de Hockenheim'da antrenman olsun diye katıldığı bir Formula 2 yarışında yaptığı basit bir kazada ölmesidir. Jim Clark, Lotus otomobilleriyle yükselen kariyerinde Le Mans 24 saat, Formula l. Can-Am yarışları, Indianapolis 500 gibi Atlantik'in her iki yakasında yarışmış ve her yerde başarılı olmuş bir pilottu. Bu mütevazı adam. bir Monte Carlo Rallisi'ne bir Cortina Lotus'la gelip kayıt yaptırdığında bazılarının " Eh şimdi sıra bize geldi bay Clark" diyerek Clark'a ciddi bir yenilgi tattırmak üzere heveslendikleri söylenir. Ama otomobilin mekanik bir arızaya yenik düşüp yolda kalmadan önce bitirdiği etaplarda yaptığı derecelerin aynı centilmenlerin küçük dillerini yutmalarına sebep olduğu da arkasından anlatılır. İşte bu usta pilotun nispeten güçsüz ve stabil bir araç olan Formula 2 otomobiliyle nasıl olup da kaza yaptığı ve orada öldüğü kırk küsur senedir tartışılır. Bıraktığı izlere gelince; Jim Clark'ın bıraktığı izler belli ama ya bırakmadığı ne olurdu?


Aynı soruyu Ayrton Senna için de sormalıyız. Senna'da 1994 yılında Imola pistinde Tamburello virajında hayatını kaybettiğinde olanları hatırlıyoruz, ama onca teknolojik

alet edevata karşın söylentilerin ve suçlamaların arkası bir türlü kesilmiyor. Senna'nın otomobilde bayıldığı, direksiyon milinin Williams ekibi tarafından yanlış bir yöntemle kaynaklandığı için kırıldığı, yolda bir otomobil parçasının olduğu, araç içi kameradan alınan filmin sansürlendiği, otomobillerde kara kutu sayılan telemetri cihazının sonradan tahrip edildiği gibi bir sürü iddia var. Internette Senna 'ya adanmış web sitelerini ziyaret ederseniz bunlarla ilgili yüzlerce doküman göreceksiniz.

Bu noktada Senna ve Clark'ın durumları aynı: garip iki kayıp. Peki bir de yeni soru: Acaba gerçek bir numara kimdi? 5 kez şampiyon olan Fangio'mu yoksa bu iki müthiş pilottan biri mi?Yoksa bir başkası mı?

Türkiyede de yarış camiasının iki önemli ismi çok sevdikleri otomobillerinde hayata veda etmişlerdi. Dünya çapında dereceleri ilk olarak ülkemize getiren Rallici Ali Sipahi önemli bir kalp rahatsızlığı geçirmesine rağmen katıldığı Türkiye rallisinde kalbine yenik düşmüş ve kaza yapmıştı. Kalbinin verdiği sıkıntının neticesi gelen kazada Roll Bar'ın da vazifesini tam yapmadığı çok söylenmişti ama artık ne yazık ki Ali Sipahi yoktu. Türk yarış tarihinin diger bir önemli ismi Renç Koçibey'de bir ralli için parkur hazırlamak için gittiği İzmit dönüşü TEM otoyolunda hala bilinemiyen bir nedenle önündeki araca çarpmış ve uğruna herşeyini harcadığı motorsporları adına hayatını kaybemişti. İsimleri hala Ralli dünyasında yaşatılan bu iki spor insanımızı da otomobillerle anıyoruz.

Bu kadar kıymetli ve yüzbinlerce tanımadığımız ama “yakınlarının önemlisi” insanın hayatına mal olan trafik kazalarının tek tek hepsinin belleklerimizde yukarıda verdiğimiz örnekler kadar iz bırakmasını ve bu izlerin tüm kazalar önlenene dek aynı sıcaklıkta kalmasını diliyoruz. Çünkü o zaman çözümler için daha da sıkı kenetleniriz.

Okunma: 8421
Yazarın diğer yazıları
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Motor verimi
Günümüzün teknolojik motorları bile emilen yakıtın yüzde 100’ünü enerjiye çevirebilecek yapıya sahip değildir. Emilen yakıttan elde edilen gücü 100 birim kabul edersek, bu miktarın ancak 25 birimi krank miline hareket enerjisi olarak..