CAN-AM ve Porsche: Almanların Amerika seferi 2
Şafak Velioğlu

12.07.2010 - 01:08

Bir önceki yazımızda Porsche’nin Can-Am öncesindeki yarış tarihine göz atmış, 1970 sezonunda olanları 917’ler açısından incelemiş ve Porsche’un ilk Le Mans zaferinin detaylarına dalmıştık. Can-Am’a dönmeden önce bu yazımızda da 917’lerin yarıştığı son sezon olan 1971 yılında olanları inceleyeceğiz.

Porsche’un ilk Le Mans zaferinden dört hafta sonra Porsche 917’ler altı saatlik Watkins Glen yarışı için Amerika kıtasını ziyaret ettiler, aynı hafta sonunda Cumartesi günü 6 saatlik Watkins Geln yarışı yapılırken takip eden Pazar günü de Can-Am yarışı yapılacaktı ve bu yarış 917’lerin Can-Am’la ilk karşılaşmalarına ev sahipliği yapması açısından önemli bir yarış olacaktı.


Yarışta Rodriguez birinci gelirken elde etmiş olduğu tur zamanı önceki yıl yapılan Formula 1 yarışında Jochen Rindt’in Lotus 49 ile elde ettiği en iyi tur zamanından sadece 0.6 saniye daha yavaştı. Ertesi gün yapılan Can-Am yarışının ödüllerinin iştah kabartacak düzeyde olması nedeniyle 917’ler bu yarışa da katılma kararı aldılar. Yarışta beklenenden iyi performans gösteren Siffert 917’lerin yakıt depolarının küçük olması nedeniyle pite girmek zorunda kalmış ve bu nedenle birinciliği kıl payı kaçırmıştı.

1970 sezonu sonunda en büyük süprizlerden biri ise Porsche Salzburg takımının yarışlardan çekilerek arabalarını Martini International takımına satması olacaktı. Martini takımı 1970 yılında iki adet 908 ile yarışlara katılmış olmakla beraber, 917’lerin katılımıyla 1971 yılında serinin iddialı takımlardan biri olacaklarının işaretini vermekteydi.


Wyer’in Gulf takımı ise 917’ler için 1970 yılının sonunda İngiltere’de Goodwood pistinde bir test sürüşü düzenlemiş ve bu sürüşe üç sürücü davet edilmişti. Bu sürücüler Ronnie Peterson, Peter Gethin ve Derek Bell idi. Peterson, Formula 3 ve 2’de, Gethin Formula 5000’de yarışmıştı. Bell ise Wyer’in 1968 sezonunda Le Mans için GT 40 sürücüsü ararken dikkatini çekmişti, 1968 yılında Ferrari’nin Formula takımında yarışan Bell’in bir yarış için olsa bile GT40’la Le Mans’ta yarışması fikri o zaman Ferrari tarafından kabul görmemişti. Ancak Wyer o zamandan beri Bell’i izlemekten vazgeçmemiş ve Goodwood’a çağrılan üç sürücü içinde Bell’le devam etme kararı almıştı.

Derek Bell, Jo Stiffert ile takım arkadaşı olacaktı, Gulf takımının diğer arabasını ise Pedro Rodriguez’le birlikte Jackie Oliver kullanacaktı. Bell gibi Oliver’e de 1968 yılında GT 40 sürücü olması için teklif götürülmüş, Bell’in aksine kendisi bu teklifi kabul etmiş ancak yarıştığı GT 40’la yarışı tamamlayamamıştı.

Ferrari takımı ise 1971 senesinde 512 yerine prototip 312 modelinin geliştirilmesine ağırlık vermeyi planlıyordu ve 512’lerin diğer takımlara satılması söz konusuydu. 512’leri almayı düşünen takımlardan biri de Mark Donohue ve Ronnie Bucknum’un sürücülüklerini yaptığı Amerikan Roger Penske takımıydı.

1971 sezonun ilgi çekici haberlerden bir başkası ise, Alfa Romeo’nun katılımı idi, 1971 yılında tüm sezon yarışmayı planlayan Alfa Romeo takımı Ferrari ve Porsche için ciddi bir rakip olma potansiyelini taşımaktaydı.


1971 yılında sezon Buenos Aires 1000 km yarışı ile başlamış olmakla beraber, yarış sırasında yaşanan talihsiz bir kazada Ferrari sürücüsü Ignazio Giunti’nin hayatını kaybetmesi tüm takımlar için çok üzücü bir olay olarak tarihe geçmişti.

İkinci yarış olan Daytona’da ise Ferrari 512’lerle yarışan Penske takımı sürücüsü Mark Donohue pole pozisyonundaydı. Penske takımı satın almış olduğu Ferrar 512’lerde bazı değişiklikler yapmış ve bu değişiklikler sonucu Ferrari’ler 1970 yılına göre ciddi şekilde hızlanmışlardı. Wyer’in Porsche’ler için yapmış oldukları bu sefer Roger Penske tarafından Ferrari’ler için yapılmıştı. Yarış Rodrigez’in 917’si ve Donohue’nun 512’si arasında 200 mil üzeri süratlerde ciddi bir mücadeleyle başladı ve günün sonunda yarışın birincisi 917 oldu.

Avrupa kıtasındaki ilk yarış ise Brands Hatch’te idi ancak 917’ler kendi sınıflarında birinci olurken iki 3 litre prototip araba tarafından genel klasmanda geçilmiş olmaları şaşkınlıkla karşılanmış ve 5 litre sınıfının eski gücünden uzaklaşıp uzaklaşmadığı yönünde bir sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Bu sorunun cevabı Monza’da Gulf 917’lerinin birinci ve ikinci sıraları almış olmasıyla verilecek ve 917’ler tekrar güven tazeleyeceklerdi. Bu güven tazelenmesi aşamasında Rodriguez’in yarış sırasında 154 mil civarında bir ortalama hız elde etmesinin de payı büyüktü.

Spa’da ise Bell sıralama turlarında 160 millik bir ortalama sürat elde etmiş, yarışta ise Siffert bu hızı 162 mile taşımıştı. Bunlara rağmen 1971 sezonunun Porsche için çok parlak geçen bir sezon olmadığı açıktı. Wyer’in takımı ve Martini takımı kendi adlarına başarılar kazanmakla beraber 1971 sezonunda Porsche takımı bazı yarışlarda rakiplerinin ciddi şekilde arkasında kalmaktaydı.

Le Mans test haftasında ise Jackie Oliver 155 millik bir ortalama sürat elde ederek bir ilke daha imza atmış oluyordu. Porsche açısından test haftasının bir başka yeniliği ise ilk defa magnezyum şasili bir 917’nin kullanılması idi. Magnezyum şasi aluminyum şasiyle kıyaslandığında 50 kglık bir ağırlık avantajı sağlıyordu.

John Wyer ise sonunda long tail arabalara güvenebilir bir hale gelmişti ve Le Mans için iki adet uzun şasili araba siparişi verildi. Martini takımı da yarışa uzun şaseli 917’lerle katılmaya karar vermişti. Martini takımının üçüncü arabası olan 917/20 ise komik bir şekilde kasap reyonundaki bir domuz gibi boyanmıştı. Ancak Martini takımı komik görüntüsünden olsa gerek “Big Bertha” olarak adlandırılan ve daha sonra basın tarafından “Pink Pig” lakabı takılan bu aracın üzerinde logo ve isimlerinin yer almasına izin vermemişti. 917’lerin karşısında ise bu defa fabrika Ferrari’leri olmasa da 9 adet 512 vardı ve bunlar içinde Roger Penske’nin Ferrari’leri en hızlılarıydı.

Yarış sırasında Gulf 917’leri 246 millik (396 Km) inanılmaz bir sürate ulaşmışlardı, bu rekor daha sonra ancak 1988 yılında özel olarak hazırlanmış 900 beygir gücünde bir WM-Peugeot tarafından kırılmış olup bu araç da sadece 251 mile çıkmayı başarmıştır.

Yarış sırasında Siffert ve Bell elektrik arızalarıyla uğraşmış, yarışa devam edebilmişler ama çatlayan krankları nedeniyle yarışı tamamlayamamışlardır. Rodrigez ve Oliver ise patlayan bir yağ hortumu nedeniyle motorlarını kaybetmiş ve onlar da yarış dışı kalmışlardır. Üçüncü Gulf 917’si ise vites problemleri ile boğuşmuş ve bunları fırsat bilen Ferrari’ler yarışta liderliği ele geçirmişlerdir.


Öte yandan Martini takımından Pink Pig fren arızası ile kaza yapmış ve yarış dışı kalmış, sabahın ilk ışıklarıyla magnezyum şasili 22 kapı numaralı Martini aracı yarışın liderliğini ele geçirmiş ve 1971 Le Mans yarışını Helmut Marko ve Gijs van Lennep sürücülüğündeki bu araç kazanmıştır. 1970 yılında olduğu gibi 1971 yılında da yarış öncesi favori olmayan bir araba ve sürücülerin Le Mans’ı kazanmış olmaları ilgi çekici olup, bir kez daha pistin en hızlısı olmanın Le Mans’ı kazanmak için yeterli olmadığı kanıtlanmıştı.

Yarış sonrası Gulf takımının patronu Wyer üst üste ikinci kez LeMans'ı kazanamamanın üzüntüsünü yaşamaktaydı. Long tail ile yeteri kadar test yapmamasının kurbanı olmuştu. Daha sonra uzun gövdenin şanzıman ve motorun ısınmasına yol açtığı ortaya çıkacak ve kullanılan 5 ileri şanzımanın bozulmasının nedeninin aşırı ısınma olması ihtimali üzerinde durulacaktı. Bunların yanında Martini takımının birinci olan aracının tamamen Porsche fabrikası tarafından hazırlanmış bir araç olması ise 1970 sezonunda yaşanmış olan çekişmeler sonrası sorunun daha büyük hale gelmesine neden olmaktaydı.

Sezon sonu Wyer ile Porsche arasındaki ilişki beklenildiği üzere sona erdi. Öte yandan Wyer’in liderliğindeki Gulf takımı 1970- 1971 yıllarında yapılan 17 yarışın 11’ini kazanmış ve markalar şampiyonluğunu her iki yılda da elde etmişti ama Le Mans’ta yenilgiye uğramak bu başarıları gölgelemişti.

1971 yılında Watkins Glen yarışı 5 litre sınıfının son yarışı olarak karşımıza çıkacaktı. Yıl sonunda durumu incelediğimizde 5 litre sınıfındaki araçların yarışmasının yasaklanması nedeniyle 5 litre araçlarının yarışabileceği tek yer olarak Can-Am kalmaktaydı.

Bir sonraki yazımızda tekrar Can-Am’a dönerek Porsche’nin turbolarıyla Can-Am’da estirdiği fırtınaları inceleyeceğiz.

Okunma: 3743
Yazarın diğer yazıları
Kullanıcı Adı:
Şifre:
TEKNİK BİLGİLER
Boxer motor
İngilizce bir terim olan Boxer, yere paralel çalışan iki silindirin bir boksörün kum torbasını yumruklamasına benzetildiği için bu adı almıştır. Boxer motor, silindirlerin yere paralel çalışması sayesinde yerçekimine direkt karşı..